02 Eylül 2007 Pazar






''Bile bile özlediğimi gecelerce aramadın
Sen;

bir daha nasıl döneceksin...''

Başladı gidiyor bir çürüme,
içimden sana doğru
Aşk eskidi,

kaybolup yitti gözlerimin önünde...
durduramadım
Sen ise;bunun için hiç çabalamadın...


Sen kaçtın,ben...kovaladım
Sen çağırdın,ben...hep yanındaydım
Ve sen gittin,ben...ardından bakakaldım



Öyle bittim ki,ben bile kalmadım kendimde.Yaşamadan bilemezsin,sen de ben gibi yanmadan,halimi göremezsin!!!




''Unutmak için kokunu,ellerini
söküp attım ben kalbimi
Hangi yüzle yeniden sev diyeceksin...''




Nasıl bir duygusuzluk,
nasıl bir yüzsüzlük inan,anlamıyorum...
Hep anlamaya çalışan ben olduğum halde,
bu seferki farklı galiba,
artık anlamak da istemiyorum...
Gelme artık benden yana...

Baksana,gözümde yaş bile kalmadı senden yana!!!


Sadece kırık aşk satırlarımı istiyorum senden,

bir de baharımı...
Mısralarımdan aşk kanadı,
baharlarımda döke döke yaprak kalmadı.
Ne senden bana,ne benden sana hayır yok artık,
bu kalp farkına vardı...




''Kalbimi yaktığın gün gibi
Sende yan,gör nar-ı aşkı
Kendini unuttuğun gün,beni anlayacaksın...''




Baştan beri aynıydı...



Masallarım öksüz..
bir yanım hep Sensiz kalmıştı..



Saat senle beni birarada tutamayacak kadar geç artık





Ve sen benim için,geçmiş zamanların buğusunda,
bitmiş bir rüyasın artık...

İçimde gizliden gizliye sakladıklarım vardı ya hani..
Yüreğimde beslediğim,her şeyden koruduğum izler vardı ya hani..
işte ben tümünü sana vermeye geldim bu gece..
Sığabildiği kadarını bu geceye, arta kalanları gündüzlerine...

İnsanın rahatlıkla sığınabileceği kadar parlaktı bakışların..Alev alev yakıyordu gözlerin..Seni,gözlerine yandığım o gece sevdim işte..

Hiç korkmadan ve hiç kaçmadan dikilip karşına..Sana sarıldım..
Ve bütün benliğimide savurdum bir dokunuşla havaya..
.
.

Aşk...
Ne kadar "yok"sa herşey, o kadar olacaktı "aşk"..
Anlamadın..
Anlatamadım..
.
.

O sabah kara bir defter sayfası buldum yatağının kenarında..Boş yer kalmayacak şekilde karalanmış bir sayfa..Ve işte o an anladım..Senin yaşaman için boyamaya, karalamaya ihtiyacın vardı bir şeyleri..Ve bunun için de her seferinde yeni bir sayfaya..


Başlama ve bitiş noktalarından ibaretti hayatın...
Ve aralarda birkaç dağınık sayfa..
O sabah hiç pişman olmadan, ama çok acı çekerek..
Bütün kadınlara maletmeden, ama seni lanetleyerek ..
Hayatımdan seni, senin oyununla çıkardım işte..

"Ben değiştim.." dediğin gün elinde yine karakalemle bekliyordun.Sevinçle sarılmıştın boynuma..Sanki gerçekmiş kadar büyük bir hevesle..Değiştiğini sandın...Sandın..Ama yine yanıldın..

Sadece bu seferki sayfa o zamana kadar gördüklerinden daha büyüktü..
Sayfalar yanılttı seni, ben de..Çünkü artık bir silgi vardı elimde..
Yok ediyorum senin bıraktığın derin izleri..
Ve artık karalayamayacaksın eskisi gibi..
Korkma..
Meraklanma..
Şaşırma sakın..
Gidiyorum işte..
.
.

Ansızın uykulardan uyanmaların..
Gözlerini perdeleyen endişelerin..
Değişmeni AŞK sanıvermen..
Umutların ve insanları umutlandırmaların..
Bana dönmen ve beni sevme alışkanlığın..
Kapama gözlerini,bak..
Bitiyor işte hepsi..
Bir adım sonrası ayrılık..
Bir adım sonrası benden sonrası..

"Ben" de senden sonrası kalmadı..
Bu senin "Son"ran..
Bu senin "Son" olman..


Çünkü, gördün işte..Benim elimde silgi.. Seninse boş sayfaların yırtık..Ve kalemin bitmekte..

"Alıntı"







büyük sevdalar büyük hasretler bırakırmış ardında
ben sana hasretler biriktirdim başucumda,
karanlık gecelerde aydınlık düşler biriktirdim
ve kimsesizliğimin akşamlarında
sana hasret türküler biriktirdim...
ben sana eskiden kalan
ama hiç eskimeyen
bir sevda biriktirdim

[alıntı]
Bitmişlik..
Tükenmişlikle..

Gözlerin arasında bir yerdeyim. ..
Ne yerdeyim. ..Ne gökte...

Yalan söylemedim hiçbir zaman...
Korkum vardı..
Titremekl iydi hallerim. .
Kalbim derin bir yaranın üzerine veriyordu acı acı nefesleri ni..
Amaçsız yürüyordu ayaklarım yıllardır..
Derin bir yağmura çektin beni...
Kelimeler ini içtim..Sarhoş oldum..
Bir gece yarısı susuşlarına düşürmüştüm,bir damla gözlerimden..
Birde...
ihanet mi? sorusuna veremediğim susuşlara..
Susarak..
susa susa..
Susadım günlerce....
...
Kapımın kilidi korkudan kapandı...
Korkuları..
Acı , sızı ve özlemleri kilit yapmışım farkına varmadan kapılarıma...
Şimdi ben bile açYasak Kelime Kullandınızıyorum yüreğimin kapısını....
Ve farketmed en...
Sende bir kilit vurdun... .
Adı neydi bunun?..
Yağmurda gözyaşımı..ihanetmi..Yokluk mu..?
Bilemem..
Bilmekte istemem..
Tek hissettiğim..
Daha yolun başındayken hayatın..
Sonumu beklemem. ..
Şemsiyemi açtım..
Bilmek istedim..
Yazdım...
Yağmur yağarken..
...
Yağmur yağıyordu..Üşümüştün..
Nasıl oldu bilmiyoru m...
İçeri aldım seni..
Sessiz kaldık bir süre öylece..
Tozlu raflara,Unutulmuş kitaplara dokundu ellerin..
Durmadan bakınıyordun etrafa...
Unutulmuş duygulara sebep aradın kalbimin her köşesinde..
Ve şimdi kilitli kapıları zorlar oldun..
İçimi acıtıyorsun..
Bu gece son...


Bir gün,hatıralarda beni ararsan
Susuz bıraktıgın,çöllerdeyim ben...
Aklına gelirde eve ugrarsan
Bilki; artık yokum..
Ellerdeyim ben..!

Çok geç anladım ki; herşey bir yalan
Mutlu bir kaç gündü,geride kalan..
Sana getirmiştim,bakta oyalan
Vazoda ki solmuş güllerdeyim ben..!

Sanma ki; yaptıgın zulmu unuttum
Pencere önünde,çookk gözyaşı yuttum..
Acıyla,öfkeyle sımsıkı tuttugum
Koparıp attıgım,tüllerdeyim şimdi..!

O gece çıldırdım..kırdım camları
Sabaha kadar dövdüm tüm duvarları..
Paket,paket içtim sigaraları

YoksuN yaaaa
Etrafa savrulmuş
Küllerdeyim ben..!


Alıntı


Hayatıma girdiğin günden beri herşey de sen vardın... Okuduklarımda,
yediğim, içtiğim herşeyde.. yaşama hep seni düşünerek sarıldım..
senin için yazdım...
Ben..
bugün de hergün gibi..
senin için yaşadım..

Artık,
sevmelerin hayâl.. sesin kulaklarımda..
ayrıldık..

artık olmayacağız birbirimizde..
Az evvel vazgeçtim kendimden..
sevgimden.. ellerinden, gözlerinden..
güzel yüreğinden..

Sensiz gideceğim yönün hiç bir önemi yok artık, ve artık gördüm ki senin de bunu bilmenin bir anlamı yok..
ben artık "vazgeçmeyi" seçiyorum.
Beklemek birşeyleri, herşeyi, bıktırır.. ve zamanla unutturur.. seversin yeniden birini.. ismimi bile hatırlamadan.

İşte bitti bir gün daha..
Yitip gitti herşey gibi..
Sadece yaşanan "uçtu gitti"..
Belki de herşey seninle bir düş'tü

Bugünü yaşabilen var mı?

*******************************
Çok zaman önceydi.
O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.
İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.
Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.
Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
Dünü düşünüp pişman oldu,
yarını düşünüp telaşlandı;
ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları
güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.
Farkında olmadan rezil etti bu gününü.
Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu.
Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı.
Bu günü eline yüzüne bulaştırdı...
Mutsuz oldu insan.
Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı;
ama bugünü hiç yaşayamadı.
Ne yarın ne de dün!
--
*Son ağaç kuruduğunda,
*Son nehir kirlendiğinde,
*Son balık avlandığında,
*Paranın hiçbir işe yaramadığı anlaşılacak
Zor olanı yapacağım biliyormusun
Kolayına kaçmadan
Bahanelere sığınmadan

Ve yaşımdan utanmadan
Önce gözlerin inanacak sevgime
Sonra sözlerime takılacak aklın bir parça
Zor olanı yapacağım biliyormusun
Düştüğüm hatalara düşmeden
Korkmadan
Korkutmadan,
Güzellikleri sunacağım bir avuç dolusu
Birlikte yaşayacağımız
Hepsini ,hepsini sana yalnızca sana
Eksilmesin diye tebessümün
Hayatımı koyacağım ortaya
Kolayına kaçmadan,
Bahanelere sığınmadan
Ama,
Ama,önce seni bulacağım

İşte gidiyorum, birşey demeden,
Arkamı dönmeden şikayet etmeden,
Hiçbirşey almadan,birşey vermeden,
Yol ayrılmış görmeden gidiyorum.
Ne küslük var ,
Ne pişmanlık kalbimde,
Yürüyorum sanki senin yanında,
Sesin uzaklaşır her bir adımda,
Ayak izi kalmadan gidiyorum.
Geldiğinde kalbim kırılmadı,
Gönül kuşu şarkıdan yorulmadı,
Bana kimse sen gibi sarılmadı,
Işığımız sönmeden gidiyorum.

Kanaatkar ve şakacı bir gece lambası gibisin...
Yanıyorsun sevişmelerin en koyusunda,
Sönüyorsun binlerce bilmeceyle.

Dışarıda mağrur, gizemli, yasakçı...
İçeride sevecen, başıboş, ahlaksız.
İyi kalpli günahkarları
Aydınlatan bir gece lambası gibisin...
Kendi yangınına aşık...

sevginin bittiği yerde sarıl bana
heyecanların tükendiği
ve artık yapacak hiçbir şeyin kalmadığı bir anda
çek kolumdan../..gözlerimi daya gözlerine
bir anda dalıp git bana

ismini anmaktan usanmayan dudaklarımı öp..

düşlerimizin yorulduğu yerde tutun bana
beni çağıramayacak kadar uzakta ol
ve ben gelemeyecek kadar koşayım sana
imkansızı iste
mesela "unut", de
dudaklarım değil gözlerim boşalsın o dakika
giderken unutamadığım yerden dönüp bakayım sana

özlemlerine gebe kalan bedenimi öp..

üşümeye başladığın yerde ısın bana
gözlerim ağlamaktan şişmiş olabilir../..aldırma
her halimle güzel bul beni
her halimle karış bana
bir demet papatyayla bile kandırabilirsin beni
sakın unutma

sende tutunduğum yer kadar yüreğimi öp..

AŞK BİZE YAKIŞTI

Gizli bahçesi ruhumuzun aşk, kaçıp saklandığımız durup soluklandığımız kimi zaman nefessiz kaldığımız gizli bahçe. Orada sade seven ve sevilen yaşar, hıçkırıklarla kahkahalar dans eder. Güpegündüz düşler yaşarız, zifiri karanlıklar güneşe dönüşür aşk olunca, aşık olunca. Şarkılar yükselir içinizden, bazen acılı bir melodiyle bir sokak ortasında kalakalırsınız, ağlamak utanılası değildir, saklamazsınız, durup müziğe karışır ağlarsınız, yanınızdan çekip gider görüntüler, sade onun gözleri ve gözyaşı görünür olur. Yanınızdaysa müziklerin neşelisi takılır, sarar her tarafınızı keyif, mutlulukla gözlerinin içine bakar tekrar tekrar fısıldarsınız sevdiğinizi, o varsa her müzikneşedir. Aşk olmasaydı hangi müzikiçinizi kanatırdı, dans ettirirdi. Aşk olmasaydı şiirler okuyabilir miydiniz puslu havalarda sevgiliye sarılarak...


SEVGİLİYE...

Öylesine bendesin ki, ölmüyorsun. Ölsen, ben de öleceğim sanki. Çıkarsan içimden, bütün kanımda seninle birlikte akıp gidecek. Öylesin. Kan gibisin...


GİDENE...

Kendimle baş başa kalmak iyi gelmiyor bana. Bir tek gece mi yoktun yanımda? Ya da kaç bin yıldır? Seni özlemek her zaman iyi değilmiş, anlıyorum. Ya sen özledin mi beni? Yarın koşacak mısın bana? Uyku çağırıyor beni, gece bitsin, sen başla. Kapıyorum gözlerimi yeniden ve sadece sana açmak için. Gün gibisin...


YOKLUĞUNDA...

Benimle birlikte bu kent de sensizliğe isyan ediyor, sarayları, camileri, gökdelenleri birer birer yıkılıyor. Başka bir şehir kuruluyor. Adı İstanbul değil. Vazgeçmek mümkün değil senden. Can gibisin...


ÇAĞRI...

Bütün gidişlerden arınmış, uçarı sevdaları bir kenara bırakmış ve kendini sadece aşka adamış bir adamım ben. Senin aşkına. Her şeyi yeniden tanımak, yeniden tanımlamak istiyorum. Seninle yaşamalıyım, seni yaşamalıyım. Yanımda değilsen, saatler durmalı, sonra sen gelmelisin, kaldığım yerden yine aynı heyecanla devam etmeliyim yaşamaya. Zaman gibisin...



YÜREĞİMİZİ AŞKA AÇTIĞIMIZ, İNANDIĞIMIZ SÜRECE

AŞK HERKESE YAKIŞIR...


Giderken yağmur vuruyordu camlara
Yağmurun sesine karışmıştı ayak seslerin
Çaresizliği ve umutsuzluğu yaşayan biri kalmıştı geride
Ve ben, ve sen, ve sevgi ya aşkımız?
Bitmişti... Hepsi bitmişti...
Geride ise küllenmeye başlayan bir aşkta
Hala bir rüzgar bekleyen
Bir ateş parçası kalmıştı
Ve bir rüzgar bekliyordu yeniden alevlenmek için
İlk ayrılıktı bu...
İlk aşk ve ilk ayrılık...
Giderken sessizliği öğrettin bana
Giderken hüznü öğrettin
Hiç gelişin olmadı zaten...
Bazen içimdeki umut bir mum oldu
Karanlık gecelerde seni aramak için
Lakin rüzgara karşı yürüdüğümün farkında değildim...
Ve şimdi...
Her yağmur sesinde seni düşlerim
Her yağmur sesinde seni özlerim
Ve hala giden sevgili seni beklerim
Seni beklerim... Yağmur yüreklim...


Kadir Taşkıran


Alıntı..




Beni hiç sevmedin mi sen?

Beni dikenli aşk bahçelerinin
Umutsuz yarınlarına terk ettin sen.
Ve yağmurlar yağdırdın üzerime
Beni hiç sevmedin mi sen?

Korkma benden!
Ne yarınlarına çıkarım
Ne telefonlarına
Benden korkma!
Ben hiç yokmuşçasına beklerim
Sokak köşelerinde.
Gözünün gördüğü hiç bir yerde olmam
Korkma!

Senden kopacağım artık
Sensizliğin rıhtımında
Dalgalarıyla boğuşacağım yalnızlığımın
Sensiz yaşayacağım bu koskoca alemde
Bir daha hayal edilemeyecek aşkının
Umuduyla kavrulacağım.

Senden beni alacağım
Benden seni söküp aldığın gibi
Yerime yaşanmamış mutluluklar bırakacağım.
Hatırlamayacaksın bile gözlerimi
Ne yağmurlarımda ıslanacak
Ne de güneşimle ısınacaksın
Söz veriyorum hayatından çıkacağım
Ağlatmayacağım artık seni

Benden artık korkma!
Ben kaybolacağım
O kahverengi derinliklerinde gözlerinin
Yaşamaksa eğer bu yaşayacağım
Gün 24 saat ve ben hep uzaklarda kalacağım
Sabırsızca toprağa düşmek isteyen ilk cemre misali,
Sensizliğin kuytusunda azaplar içinde ölümü bekleyeceğim.

Hiç bir şey yerini tutamayacak inan bana
Ve ben hep bunun ezikliğiyle yaşayacağım.
Seni sevdiğim için özür dilerim
Yaşattığım acılar ve gözyaşları için
Ama bir kez daha olsaydı yine severdim

Şimdi gitmeliyim artık
Beni bekleyen tatmadığım hüzünler var
Yazılmamış şiirler
Anımsanacak güzel hatıralarımız var

Sana kimler dokunacak
Kimler öpecek düşünmek bile istemiyorum
Beni en çok yaralayan bu zaten

Umarım mutlu olursun
Sana söylemek istediğim son bir şey var
Seni daima sevdim bunu sakın unutma


Alıntı


SEN BANA HEP İYİ GELİYORSUN
ne zaman kendimle baş başa kalsam
senli düşlere dalıyorum
bitmesini hiç istemediğim bir rüya gibi
sen bana hep iyi geliyorsun

ne zaman sıkılsam
seni düşünürüm
ellerinden tutup mor dağlara çıkarım
kar sürerim yüzüne
sevgili için koparılmış kırçiçeği gibi
sen bana hep iyi geliyorsun

ne zaman daralsam
seni düşünürüm
omzuna dayarım başımı
buzlarımı eriten
yanıklarımı serinleten nefes gibi
sen bana hep iyi geliyorsun

ne zaman artsa ağrılarım
seni düşünürüm
anamın titrek sesiyle can demesi
babamın şevkatle okşaması
yaralarıma merhem gibi
sen bana hep iyi geliyorsun

ne zaman özlesem
seni düşünürüm
hayranı olduğum yıldızla resim çektirmek
sevdiğim kişiyle sevişmek gibi
sen bana hep iyi geliyorsun

ne zaman öfkelensem
seni düşünürüm
birbirine geçer dişlerim
kızgınlığıma bebek gülmesi gibi
sen bana hep iyi geliyorsun

ne zaman endişelensem
seni düşünürüm
öldü diye sana koşarken
burnunun bile kanamadığını görmek gibi
sen bana hep iyi geliyorsun

ne zaman kendimle baş başa kalsam
sensiz oluyorum
beni sensiz bırakma
sen bana hep iyi geliyorsun
alıntı



Bu şehri ağlatacak kadar ağırdı gidişin
Şimdi yokluğunu koynuma aldım
Karanlığın bile hüznümü kaybedemediği bir gecede
Hesap soruyorum yüreğime boyundan büyük sevmek sana mı düştü diye.
Her yer sen kokuyor işte
Her şeyde senden bir parça
Böyle çaresiz, böyle yarım kaldım işte
Sol yanım acıyor
Her atışı yokluğunun isyanı şimdi
Yanmaktayım işte
Alev alev yanmaktayım gözyaşlarıma inat daha bir kor olmaktayım
Nasıl sevmişim oysa seni
Ne kadar sen olmuşum
Ne kadar çok ben olmuşsun
Nasıl mecburmuşum
Nasıl tutulmuşum
Sensizlik ölümmüş oysa
Oysa ne zormuş ölüm.
Hasretinle yanıyor şimdi her yanım
Bir damla sen diye yalvarıyorum
Bir damla kan ilişiyor gözlerime
Bir damla sen diyorum
Bin damla kan düşüyor yüreğime,
Yoksun işte
Ben deli divane olsam da yoksun.
Sensizlik baş köşeye oturmuş dalga geçiyor şimdi
Aynalar hesap soruyor,
Duvarlar gizliden ağlıyor,
Bir bilsen, bir bilsen hasretimi
Sanki her ayak sesi seni getiriyor...


Neden ağlatıyorsun beni
Neden terk ediyorsun beni
Neden sana ayrılalım demek bu kadar kolay geliyor
Neden seni canımdan da çok sevdiğimi anlamadın

Koskoca bir NEDEN?

Bu beni 2.kez bırakışın
Ve beni 2.kez ağlatışın
2.kez yok edişin

Hayallerimiz vardı bizi birbirimize bağlayan
İnançlarımız vardı bizi ayakta tutan
Umutlarımız vardı bizi sonsuzluğa ulaştıran
Yıktın ve gittin.

Sensiz hayatın anlamı mı kalır sanıyorsun
Sensiz bir gecenin geçiceğini mi zannediyorsun
Sensiz bir kalbin yaşayacağını mı zannediyorsun
Hayır!

Artık Seni Seviyorum kelimesi bana bi heyecan ve mutluluk vermicek
Çünkü artık senin dudaklarından o kelimeyi duymayacağım için
Telefonum sessizliğe bürünecek
Sen yoksun

Hadi uğurla son kez beni gidiyorum hayatından
Ne ismimi ne sesimi nede yüzümü görüceksin artık
Çok zor olsada gitmenin zamanı geldi artık
Kalbim paramparça olsada.

Bundan sonra seni üzen biri
Seni ağlatan
Seni kıran biri olmayacağı için
Artık gün senin günündür hadi sevin.

Ama dur bir duam var sana

Bundan sonra benden daha çok seveni
Benden daha çok özleyeni
Benden daha çok değer vereni
İnşallahta seni asla bırakmayan biri çıkar karşına
Çünkü ayrılmanın ne kadar acı olduğunu anlamanı ve üzülmeni istemem



Mutsuzum, en az senin kadar yalnızım.
Azım, çoğalamıyorum.
Koşup gelmek istiyorum yanına, gelemiyorum.
Bir yangının tam ortasında bu kalbim.
Kor halindeyim.
Her saniye, her dakika ve her saat yanıyorum.
Sonra yavaş yavaş sönüyor, dumanımı savuruyorum.
Güne ve geceye karışıyorum.

En az senin kadar yalnızım, kalbim gibi soğuk.
Kalkamıyorum,
Doğrulamıyorum.
En az senin kadar köhneyim.
Senin kadar yaşlıyım daha yolun yarısına gelmeden.

Bir başkasının biçimine bürünmek bu olsa gerek.
Sevmek mi dersin buna.
En az senin kadar sorgusuz
Ve bir o kadar cevapsızım.

Binbir Gece Masallarini Bile Kiskandiran Bir Aşkti Bizimkisi ..
İmkânsız bir aşkın öyküsü mü demeliyim buna,
Yoksa sevmelerin ağır mahkemesinin cezası mı ..?
En güzel aşk masallarını anlatırlardı hep bana
Kıskanmazda değildim hani o aşkları,
Bazen, bezende hayallere dalardım ara ara kendimce ..
Uçuk, kaçık masumca hayallerdi onlar!
Yani ne canımı acıtan türlerdendi, ne de öfke uyandıran ..
‘’ Acaba bir gün benimde gerçek aşkım olacak mı ki, kim bilir ne zaman çıkacak,
hani şimdi yürüdüğüm yolda karşıma çıksa, gülen gözleriyle gözlerime baksa ve ben sana geldim dese ne güzel olurdu’’ derdim ..
Bir gün o da oldu sonunda ..
Ansızın yoluma çıkıverdi,
Gülen gözleriyle inerek gözlerimin derinliklerine,
‘’Ben geldim sana’’ dedi ..
Ben ise;
‘’Hoş geldin ey aşk hoş geldin ey gönlümdeki aşkın sahibi’’ dedim ..
Bu nasıl bir aşktı ki, önümüze tabular çıkmasına rağmen her seferinde, aşkımız daha da derinleşip, kenetlendi birbirine ..
Tüm aşk masallarını kıskandırırdı adeta …
Binbir gece masallarında anlatılan o müthiş masalları bile ..
Ama dedim ya ne derecede âşık olursak olalım,
Aşkın bedelini bizde ödeyecektik mutlaka…
Bundan kaçışımız da yoktu oysa!
Âşık oluyorsak şayet;
Onun dikenlerine de, gül kokusuna da katlanmamız, ve onun sunacağı her koşula da hazır olmamız gerek ..
Biz de öyle yaptık ve …
Sevmelerin en ağır mahkemesinin en büyük cezasıyla karşılaşarak,
Nasibimizi sonunda almış olduk bizde ..
Sonu olmayan bir aşkın kurbanıydık ikimizde ..
Ve titreyen mısralarımın buram buram aşk kokan en büyük kahramanları

Alıntı

Bakakalırsın geçip giden o deli saniyelere
Gidenlerin ardından bakakalırsın
Bir hüzün konar kirpiklerine
Ordanda yüreğinin kuytularına akar
Sen bilmezsin sensizlik ah nasıl yakar
Kor ateşi elde tutmak kadar...
Ve ben bakakalırım senin ardından
Senin geçtiğin yollara yarenlik yaparım
Seni düşünürüm sadece seni yaşarım
Ve bu kahrolası yokluğumda seni ararım.
Sen misin boşluğun içinde,
Yoksa boşluk mu senin içinde...
Unutma gece perisi
Her gece yarısı göğsünün üstüne çökeceğim
Gözlerini her kapattığında beni göreceksin
Bir gece ansızın geleceğim yanına
Ellerini ellerime alıp, gözlerimi kapatıp
Seni öpeceğim
Sen her gece sol yanını boş tut
Belli olmaz ne zaman geleceğim
Belki kıyılara çarparım hırçın dalgalar gibi...
Belki bir güvercin olur omuzuna konarım
Belki bir yağmur damlası
Belki de bir rüzgar
Her ne olursam olayım pencereni tıklayacağım
Bir kitaptayız seninle
Bir sayfasında sen, diğer sayfasında ben varım
Bir rüzgar esecek sert mi sert
Ve kitap kapanacak...
Kapat gözlerini ben geliyorum.....!



BENİ SEÇTİN.........
Hayat yolun yol ayrımında!!
Dar.Taşlı.Patika Yolu seçmedin.
Bu yolun sonunda ben vardım
Bana gelmeyi seçmedin
.
.
Bilmeden
Herkes gibi geniş.
Kolay yolu seçtin.
İnişleri çıkışları.Sağa sola dönüşleri vardı
Yolun sonunda ben vardım, BİLEMEDİN
.
.
Tek unuttuğun kaderdi
Yaşamalıydın kaderi ,kaderini
...........................................
..........Beni Seçtin................
Ben senin kaderindim!!!!!
Alıntı



Uzağında kaldım her şeyin,
Senin,sevginin uzağında;
Ellerim boşlukta kaldı,kollarım yokluğu sardı,
Sensizlik içime;en içime işledi.
Nedense bir türlü hazmedemedim gidişini !
Sanki hiç bir şey yapmamışsın gibi;
Sen gittin ben bittim;

Anlamsız savaşlar verdim inadına,
Zaman derman olmadı azan yarama,
Seni unutamadım,hasretinde toparlanamadım,
Yani gittin ya ! ben bittim;

Direnemedim sensizliğe,
Kahırla,isyanla geçti her günüm.
Alıkoydu her şeyimi sensizlik nöbetleri,
Ta hücrelerime kadar eridim,
Bakma öyle bir şey olmamış gibi;
Sen gittin ben BİTTİM


Yolum Açık Olmayacak...

Ayaz vuruyor yüreğime,üşüyorum.Biliyorum senin şehrin sıcak ama bu kez değil sevgili bu kez değil.Ayrılığın bu kadar üşütücü olacağını söyleseler inanmazdım bak buz kestim karşında kımıldayamıyorum.Bundan sonra ayaz olacak tüm geceler benim şehrimde.Isıtmayacak ellerimi yüreğimi kimse ve hiç birşey.Sen sıcacık şehrinde sıcak tut yüreğini.Ama yaralama kimseyi emi.

Bu sana son mektubum... Geldiğim gibi sessizce giderim demiştim ya sana, o kadar sessizlik sinmedi içime.Benden ne bırakabildim sana, ne kattım yaşantına bilmem ama cümlelerim kalsın istedim.Ta bi sen istersen belki yırtıp atacaksın belki de gözünün ilişmeyeceği bir yerde saklayacaksın bilmiyorum.Yazıyorum yine de bunlar seni seven bir kadının cümleleri ,bunlar ayrılığı içine sindirmeye çalışan içimdeki küçük çocukların sözleri sadece dinle.

Gideceğimi anlamadığını biliyorum kim gideceği akşam böylesi sarılır ki sevdiğine,kim öpücüklere boğar, kim sözleriyle sarmalar ki.Benden başka bir deli yapmazdı zaten.İstedim ki son gecem güzel geçsin, ilerde hatırına düştüğümde istedim ki hüzünle anma beni Deliydi de geç git.

Az önce parmak uçlarımda sessizce ilerleyerek balkona çıktım, senden önce sana ait bu şehirle vedalaşmalıydım.Bir sigara yaktım ,biliyorum bırakacağıma söz vermiştim şu mereti ama ben sözlerimi tutamadım sevgili.Ben bana verdiğim sözleri bile tutamadım ki ağlamayacaktım sözde ama bak tutamadım işte.Tutunamadım....

Gözyaşlarımı silip yanına uzandım bir müddet ,o kadar güzeldin ki uyurken yüzünde dans eden gölgeleri bile kıskanacağım kadar güzel.Yüzünde belli belirsiz gülümseme.Gülmek bu kadar mı yakışır bir surete. Gelsem dokunsam dedim ,sıkıca sarılsam.Gidiyorum ,kalk beni durdur diye sarssam yapamadım Yalpaladım

Eşyalarımı toparladım sonra ve şimdi oturmuş sana bunları yazıyorum.Gidişime anlam veremeyeceksin belki.Sabah uyandığında ben yerine bir kağıt parçasına sarılacaksın.Ve bu mektubun sonuna gelene kadar anlamayacaksın. Tökezledim işte.yapabilirim sandım.Sevgim ikimize yeter dedim.Oysa olmazmış tek taraflı yaşanmazmış aşk..O şarkıdaki gibi “ne sevdiğin belli ne sevmediğin” derken yara almışım yaralanmışım.Belki yarın diye aldanmışım kendimi aldatmışım Yarın belki derken yarınları tükettim. Yanıldım.
Kaderim dediğim sevgili.Bir gece ansızın karşımda bulduğum ve bir sabah yitirdiğim seni yeniden karşıma çıkaran kaderdi öyle inandırmıştı çocuk yanım beni işte.Yine bir guzel akşamı tanişmıştık ve yine öyle bakakalmıştık.Ve şimdi yine soğuk bir ruzgar sabahı çıkıyorum hayatından.Açi tekerrürden ibaret dedikleri bu olmalı komik geliyor ama gülemiyorum

Şimdi çıkacağım bu kapıdan seni ardımda bırakacağım.Her zaman ıkına sıkına gittiğim terminale gideceğim koşar adım.Tüm yollara dinamitler yerleştirip her geçişimde patlatacağım.Dönülecek yol kalmayacak sana çıkmayacak artık yollar.Gurursuzca sana her gelişime şahitlik etmeyecek hiç kimse.Kimse acıyarak bakmayacak yüzüme
Gidiyorum,arkamdan su dökemeyeceksin

Ve ben dönmeyeceğim bir daha

Ardımdan gözyaşlarıma bahane yağmurlar yağmayacak Senin şehrin sıcak
Biliyorum Sevgili biliyorum

Yolum açık olmayacak

Hoşça kal bulup bulup yitirdiğim sevgili
Hoşça kal yüreğimdeki deli esinti

Hoşçakal zorlu sevdam

Sensizlik kolay olmayacak…..

Alıntı

Her şey bir İhtimaldi aslında; renkli bir camın ardındaki bir merhabayla başlayan.

Aynı yolculukta yan yana oturmuş yolculardık ikimizde. Geldiğimiz yerler kadar gideceğimiz yerlerde faklıydı belki de... O zaman diliminde kesişmişti yolumuz, kısacık bir an için, bir durak süresince; kim bilir...

İlk başta hani can sıkıntısı ile laf atarsın ya yandaki yolcuya; hani konuşacak bir şeyler ararsın yalnız başına yaptığın yolculukta... O çekingenlik vardı ilk "Merhaba!"m da...

Lakin görünce gözündeki ışıltıyı, hissedince sesindeki ılık yaz meltemini ve fark edince içindeki güzellikleri yeni bir yolculuğun rotası çizildi gönül defterimde.

Bu kadar çabuk nasıl kurduk köprüleri derken, fark ettik ki biz sadece topu oyunda tutmaya çalışan oyunculardık. Sayı yapmaya hiç niyetimiz yok gibiydi. Belki cesaretsizlik, belki dengelerimizdi bizi engelleyen.

Komşu iki ülke olduk sonra... Sen yüksek duvarları ardında krallığını korumaya çalışan bir ada; bense en güçlü zırhlarıyla tehlikeli sularda, sınırlarında dolaşan başka bir ülke...

Topraklarımızın güzelliği, kokusu, rengi ikimizi de cezbediyor, ama bir türlü baş edemiyorduk karşılaşma korkusuyla...

Sen uzaklardan zırhımın direncini denerken, ben duvarlarında gizli bir geçit arıyordum. Ama ikimizde eşiğinde olduğumuz bir savaşın farkında değilmişiz görünümündeydik. Birbirimize yağmur kadar yakın, rüzgar kadar uzak iki ülkeydik neticede... Senin yüksek duvarların hiç yıkılmayacak; benimse zırhım hiç delinmeyecek gibiydi...

Bir Yılmaz Erdoğan şiirinde gibiydik ilk başta, ama sonra anladık ki bize aitti her şey..

Sen "İhtimaller Dahilimdeki Aşkım" idin; uğruna uzak diyarlar fethettiğim. Ve o ihtimallerin sonsuzluğundan en güzel olanını seçtim, seni sevdim ben. "İhtimaller Dahilindeki Aşkım" iken "Aşkım" olmuştun çünkü sen..
Seni öyle sevdim ki
Gözlerimden akan yaşlar gibi damla damla...
Yüreğimin dinmeyen acısı gibi kana kana...
Ben seni böyle sevdim



Seni öyle sevdim ki
Her gece seni sabahladım yudum yudum...
Özlemin büyüdü içimde alev alev...
Ben seni böyle sevdim







Seni öyle sevdim ki
Yaprakların dalları sardığı gibi yeşil yeşil...
Toprağın yağmuru sevdiği gibi ıslak ıslak...
Ben seni böyle sevdim





Seni öyle sevdim ki
Leylanın mecnun'u sevdiği gibi yana yana...
Hasretin dem vurduğu ateşler gibi kızıll kızıll...
Ben seni böyle sevdim





Seni öyle sevdim ki
Yıldızların geceyi aydınlattığı gibi işil işil...
Denizin kumsalı okşadığı gibi serin serin...
Ben seni böyle sevdim


Bir günah işledim bin af diledim
Üstünde durmasan ne kaybederdin?
Hemen her fırsatta bir tokat gibi
Yüzüme vurmasan ne kaybederdin?

Neyin eksilirdi beni affetsen ?
Ne vardı kalbimi tekrar fethetsen !
Ne olur birazda bizden bahsetsen
Hep onu sormasan ne kaybederdin?

Evli olmasakta keyfe kederdi
Gönül nikahımız bize yeterdi
Şeytana uyupta bu kadar derdi
Başına sarmasan ne kaybederdin?

Yakamı tutmasan yargılar gibi
Ahiret gününde sorgular gibi
Her yerde hatamı sergiler gibi
Önüme sermesen ne kaybederdin?

Üstüme gelmesen sıkana kadar
Üzmesen canımdan bıkana kadar
Dağ gibi sabrımı yıkana kadar
Dilini yormasan ne kaybederdin?

Kanattın yaramı günbegün deşip
Paramparça oldun gözümden düşüp
Çılgın seller gibi haddini aşıp
Üstüme varmasan ne kaybederdin?

Hiç şansın kalmadı dönsende geri
Yitirdin verdiğim bütün değeri
Aşkına emanet ettiğim yeri
Bu kadar kırmasan ne kaybederdin?

Alıntı




Hiç kalbin ağrıdı mı sebepsizce,
Hiç için titredi mi sıcak yaz geceleri,
Dolunaya baktığında hissettin mi hiç
Yapayalnız derin bir karanlıkta olduğunu,
Ve acı bir şekilde farkına vardın mı,
Kalabalık içinde sessizce dolaştığını…

Düşündüğün şeyi bilmeden uzaklara takılır gözlerin;
Ellerin bilmediğin elleri tutar sanki,
Tuttuğun el sana huzur verir de;
Sen o huzurla bir türlü rahatlayamazsın…

Boğazında kelimeler düğümlenir, yutkunursun;
Bakışların buğulanır, gözlerini kısarsın,
Tek damla düşmesin diye çabalarsın;
Bilirsin ilk düşen damla habercisidir; sağanakların,
Bilirsin sağanakların ardından körelir; duyguların,
Bilirsin ki içindeki yangınlar büyür sağanaklarda…

Sen bilirsin ama kalbin bilmez bunları,
Yaşadıkça yaşar sevdalar kalbinde,
Büyüdükçe büyür kalbin, her sevdayı saklar içinde,
Gün gelir sığmaz olur kalbin göğsüne,
Taşıyamaz olur bedenini, artık yorulur…
Duyguların ağır gelir; ezilirsin
Bir gün açıklanmamış duygularınla köşende,
Teslim olursun ölüme,
Sessizce…


Kendini kandırma kızım!
Ne sanıyorsun sen hayatı pembe bir elbise mi?
Bıkmadın mı etrafa
Pembe gözlüklerle bakmaktan
Ya da polyannacılık oynamaktan?
Geçmiyor işte acılar
Kaç kez anlatacağım sana
Bu işler internet bağlantına benzer
Bir koparsa kalırsın ortada
Ne o küçük hanım niçin bu yaşlar?

Ağlama Palyaço Makyajın Akar!



Sağanaklardayım nedensiz, İstanbul seni benden çalalı
Artık senin güzel gözlerinle görmeli
Senin nefesinle solumalıyım İstanbul’u bu sabah
Sesin kadar güzel, senin kadar güzel olmalı
“Hayırsız İstanbul…”
Sarıyer’deki balıkçı meyhanelerinden duyulmalı
İstanbul şarkıları bizi anlatan
Yaşamalıyım İstanbul’u yeniden
Sarnıçlarında boğulan aşklar canlanmalı
Camilerinde kiliselerinde dualar kabul olmalı
Mumlar sönmeden türbelerinde
Serin sularında aksin olmalı İstanbul gibi
Martı kanatlarının altındaki boğaz yamaçlarında
Yaşanan yüzyılların aşkları dolmalı içime
Sen istanbulda
İstanbul benim içimde olmalı
İstanbul olmalıyım
Surlarında kalan izlerini bulmalıyım
Seni eski zaman sevdalarında kucaklayan
İstanbul’un dudakları gibi
Dudaklarına kanmalıyım
Sen istanbulda bir aşk
Ben İstanbul olmalıyım
İstanbul’u seninle yaşamalıyım yeniden
Ellerin bütün vapurlarını okşuyorken nazım gibi
Güvertelerinde ayak izlerin henüz duruyorken
Ben kanatlarımla üzerinde olmalıyım İstanbul’un
Hazarfen Çelebi gibi inadına
İstanbul aşkının özgürlüğüne ölebilmeliyim
Fatih haliçten girdi sessizce
Ben yüreğinden vurmalıyım fütursuzca
Sağanaklarında seninle ıslanmalıyım
Bütün ıslaklığımızda İstanbul
Bütün üşümelerimizde İstanbul olmalı…
Sultanahmet Ayasofya bizi anlamalı
Ben İstanbul’ da bir lodos
Ben istanbulda bir yelkenli
Ben istanbulda deniz kokusu olmalıyım
Sarmalıyım İstanbul’un seni sardığı kadar
Gözlerin İstanbul olmalı,
Gecesinde dilek tuttuğum yıldızları gibi
Ben yıldızlara bakmalıyım
Senin istanbulda düşlere daldığın kadar
Bizans’ın bıraktığı gibi İstanbul’u
İstanbul seni bana bırakmalı,
Bir İstanbul sabahı
Bilirim ki
İstanbul susar
İstanbul ağlar
İşte aşkım İstanbul kadar zor olmalı
İstanbul sana susamalı
Benim sana susadığım kadar
Bu hasret İstanbul’a da koymalı bana koyduğu kadar



ALNTı




Yine dopdolu gözLerim

sanki biLinmezin içindeyim ve: sen yine, yine, yine yoksun...

boğazım düğümLeniyor

nefes alamıyor beynim ikilemde, kalbim çelişkide

sus diyorum sus yüreğim sus, kalbim sus, aklım sus, beynim sus ..





susmuyor;

durmuyor; sürüklüyor geçmişlerin en koyusuna doğru

tekrar, tekrar, tekrar sürüklüyor





dayanamıyorum! bu acıyı kaldıramıyorum

artık durduramıyorum gözyaşlarımı, susturamıyorum kalbimi

bir çelişki, bir çelişki daha yeter ..

daha ne kadar yaşarsın bu yürekte, daha ne kadar acı verirsin,

daha ne kadar yüklenirsin üstüme, daha ne kadar ağlarım ¿

sonu geldi artık.. YÜREĞİMİ SUSTURUYORUM..!!
Deniz kokulu bir şehirden gelen kalabalık bir dert yanış bu kez kaçışımın ayaklanışı.
Susmak isterken konuşturulan çığlık atarken ağzı bantlanan bir kalbin eşik eşik topladığı son sarhoşluk bu.

Eski değil aslında yenilişim ancak bi yağmur damlasının toprağa düşme anı kadar..
Sen cehennem ateşimi canlandırırken gözbebeklerinde daha ölmedin dersin bu soyguna.
Bense katillerimi öldürmeden gitmem toprağın alaca karanlığına .
Öykümü yarıda bırakan kalbime tam zamanı gelmişken kalkmasını bilmeyen dizlerime bıkmadan usanmadan damlayan gözlerime söyleyeceklerimde var elbet; sonra canımı alan bu küçük şehre bir veda bir teşekkür borcumda var.

En az benim kadar sende bilirsin bu ateşi yakmadan söndürmem.

Geçecek bugunlerde diyen üç maymun gösterilerinde dördüncü olmayı seçtiğim zamanlar da öğrenmiştim aslında sokak köpeklerinin sahipli olanlardan daha asil olduğunu

Ateşe verilen sılamla dikenli tellerle çevrilen gurbetimle kendine bile hayrı olmayan bir ruhla son yürüyüşüm bu yetim bıraktığım sokaklarda.

Gitmelisin demiştin bana bir keresinde ,aklına uyup yüzerek karşıya geçmeye çalıştıgım denizler şahittir kullara ömrümün her anında oyuncak olduğuma.

Gökyüzümde kayan bir yıldızım bile kalmadı artık...

Vazgeç diyebilseydim sancılarıma yüreğimin ilk kıvılcımlanmaların da, belki daha çok dilek tutabilirdim gökyüzüne her baktığımda..


GİTMEK
********
Gitmek. Bir hançeri inceltip
Okyanusa daldırmak isteği
Ya da düşebilmek atlasların
Dışına ki ey kalbim
Yalnızsın bu yolculukta da
Gitmek. O kaos duygusu, aklın
Sarsıntılarla yorgun düşüşü
Bilincin kamaşması belki de.
Rehin bırakılacak bir şey yok
Unuttuklarından başka.
Gitmek. Bir büyü gibi saran
Ağrılar yumağı, kışkırtılmış
Düşlerdir ki sen şimdi
Esirgeme kendini kalbim
Kederin o derin yalnızlığından


Yüreğim ne dediyse onu dinledim ben.
Kimi işaret ettiyse ona yöneldim.
Şimdi sen diyor da başka bir şey demiyor.
Ansızın bastıran bir yağmura hazırlıksız yakalanır ya insan,
işte öyle ıslattı beni aşkın.
Seni bekledim ben.
Yüreğimdeki heyecanı, gözlerimdeki yeşili,
dudaklarımdaki ateşi, ellerimdeki titremeyi,
küçük dokunuşları sana sakladım.

Ne sen beni bilirdin ne ben seni
ama bir yerlerdeydin ve mutlaka gelecektin.
Ve bir gün çıktın karşıma.
İşte o gün sevdaya dair ne kadar tortu varsa içimde eridi gitti.
Çocuk oldum yeniden.
Hani bıraksan yemyeşil bir kırda
bağıra çağıra şarkı söyleyip koşarım.
Seni bulmanın coskusunu hiç bitmeyecek bir enerjiyle yaşarım.
Seninle yep yeni bir hayatın başladığını biliyorum.
O hayatın içinde vazgeçilmez kıldığım tek şey sensin.

Bilirim, bu şarkı korkutur bazen insanı.
Neler oluyor diye sormadan
bir duygu selinin içinde bulursun kendini.
Ama zaten aşk öyle bir şey değil midir?
Sorarsan planlarsan onun adına aşk denir mi?
Bırak kendini, bırak ki aşkın büyüsü sarsın seni.
Kendini o eşsiz duyguların ferahlığına bırak.
Tut elimi birlikte çıkalım bu yolculuğa.
Yarınsız zamanların iki yolcusu olalım.
Kaygısızca yaşayalım aşkı, eriyelim birbirimizde.
Yüreklerimiz birbirimiz için atsın,
soluklarımız birbirine karışsın
Tutkunun alevleri dalga dalga sararken bedenlerimizi.

Gidersen... Gözümdeki son parıltıyı da alır götürürsün.
Bir zemherenin ortasında titrerken bırakırsın beni.
Ama merak etme ayakta kalırım ben.
Tıpkı fırtınaların boynunu eğip yıkamadığı kavak ağaçları gibi.
Senden bana yadigâr kalan her anıyı
bir kez daha bir kez daha yaşarım.
Aşkım da benden yadigar kalır sana...



esinti61_54
Alıntıdır: www.baktabul.com
ELbetteki sevdanın gücü.''o'' yoksa eğer nereye gittiğinin,kimle olduğunun hiç bi önemi yoktur.kalabalıkta yalnız kalırsın.aslında yalnızda değil bi başına..
bi başınalık nasıl bişeydir bilir misin?dayanabilir misin?

hiÇ kimSe bOŞLuqunu doLduramadı..
çagırSam geLmezmiydi...
yapamadım sensiz olamadım desem...
ey yar ! sensiz olmuyOr....

teseLLi bulamamki
herşeyini alıp gtmişti benden
yüreqını aldı gitti
yüreqimi aldı gitti
kaç geceler sabahı bulmadı
gözyaşım son bulmadı,onsuz olamıyorum iSte..

Beklenen an, geldi... gitmek zamanı... yarımı sende bırakıyorum...
ister alır gelirsin, bende kalirsinister kendi elinde, mezara koyarsin her seyinle kabulümsün....

Bu koskoca Dünya'da,
ALınan Hér néfésin adı Sén,
Hér qüLü$ün AnLamı Sén,
NasiLda AkLima Dü$ürdü $u Rüzqar Séni,
Ah Bir bilsen


...tek korkum seni kaybetmek oldu
ve
kaybettim...


izLedim uzaktan ..
BekLedim qecer Burdan ( die)..
qeLmedi.. qecmedi..
Sustum..Birde Kaybetme korkum var ..
Seni sensiz ne kadar Kaybedebilirim ki..
Sustu..

Sensizliğin ikinci günü bugün gözlerim yine nemli,yüreğim paramparça...
Bende ki bütün duyguları dün gecenin karanlığında kör bir kuyuya içim sızlaya sızlaya attım.
Kırdım sevdanın kalemini dün gece,astım darağacına son bir isteğini bile sormadan...
Sensizliğin ikinci günü bugün gözlerim yine nemli,yüreğim paramparça...

Başkalarının mutluluklarında emanetim..
Göçebeyim...
Durduran yokken,
Canından oldu azrail,canımı ala ala....


bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen..
Bazen oLuyor Saşırıyorum..
SenLe basLarken söze..
Susuyorum..
dizLerimin arasinda kafam süreqLi..
BunLar SenLi dü$ünceLer ( die ) qeci$tiriyorum..
AsLında kendimi Kandırıyorum..
biLiyorum..
Susuyorum..


kaç savaşlar verdim uqruna
kaç hayat feda ettim
kaç yenılqı yaşadım
kaç zafer

ve

hepsi

koca bi HİİÇÇÇ oldu..
yazık oldu..


Dün gece yine yalnızdım
Sokağa çıktım
Ve kendime bir çiçek aldım
Kendim almamış gibi yürüdüm sokaklarda
Ve yalnız değilmişim gibi düşündüm
Ama her gece gibi
Dün gece de yalnızdım
Ve kendime bir çiçek aldım
Bir saat geri alınmış saatler
Ben geri almadım
Ve bir saat daha yalnız kalmadım
Bir masaya oturdum
İki çay ısmarladım
Ben içtim
sen soğuttun
sana söyleyeceğim her şeyi yuttum
çok dert etmedim
çünkü yoktun
dün gece yine yalnızdım
rahat ağladım
yokluğundan gizlemedim gözyaşlarımı
ve lambaları hiç karartmadım
dün gece
her gece gibi yalnızdım
sokağa çıktım
ve kendime bir çiçek aldım
sen sandım
Koklamadım.


Sen üzülme bana sevgilim,

idare ediyorum işte

İttire ittire götürüyorum hayatı

bilinmezliği ile...


Sen üzülme suskunum diye.

Söküklerini dikiyorum gecenin.
Ay ile yıldızları birleştiriyorum,
Gök ile güneşi,

martılar ile denizi, güzel ile çirkini...

Yaşam ile ölüm arasındaki bu maratonun
Son finalini koşuyorum nefes nefese.

Sen üzülme ara sıra ağlıyorum diye
Adına yazdığım tüm şiirleri fırlatıp attım da denize
O canımı yaktı biraz.... Yoksa iyiyim ben.

Kızma bana gecenin karanlığına takılıp kaldım diye
Merak etme; güneş bana da doğacak
Beni de yakacak, içimi yeniden ısıtacak
Denizin tuzu tenimi ısıracak
Huzur; giyilmemiş bir elbise gibi
Ruhumu sımsıkı saracak.

Gelmek istersen yeniden bana
Kapım açık tüm sevdalara
Geleceğin zaman haber ver
Ya da dokun yüreğime
Gün ışığı aydınlığında



KORKARAK YAŞIYORSAN


Öyle bir hayat yaşadım ki;
Cenneti de gördüm cehennemi de

Öyle bir aşk yaşadım ki,
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.

Bazıları seyrederken hayatı en önden
Kendime bir sahne buldum oynadım.

Öyle bir rol vermişler ki;
Okudum, okudum anlamadım.

Öyle bir hayat yaşadım ki;
Son yolculukları erken tanıdım

Öyle çok değerliymiş ki zaman
Hep acele etmem bundan anladım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde
Hem kızdım, hem güldüm halime.

Sonra dedim ki,
Söz ver kendine!

Denizleri seviyorsan,
Dalgaları da seveceksin.

Sevilmek istiyorsan,
Önce sevmeyi bileceksin.

Uçmayı seviyorsan,
düşmeyi de bileceksin

Korkarak yaşıyorsan,
Yalnızca; hayatı seyredersin...

Şebnem Ferah


Anladım diyemem ki ! Suçluyum.
Belki ben anlatamadım sana kendimi
Tutuştum, yandım da yokluğunda her gece
Yine gözyaşlarımla söndürdüm kalbimi.

Her gün her dakika seni özlerdim
Bitmezdi kederim senin yanında bile
Susardım, gözlerime baktığın zaman
Mermer bir heykelin çaresizliğiyle

Oysa neler düşünürdüm sen yokken
Sana kavuşunca neler söylemek isterdim
Dakikalar bir ışık hızıyla geçerdi
Ayrılık başlayınca ben biterdim.

En kötüsü beni koyup gitmendi
O, öyle bir yalnızlıktı anlatılmaz
Hep yarım kalmış heyecanlar hazlar içinde
Biterdi bir kış, geçerdi bir yaz.

Ve nice yıllar kovalardı birbirini
Gözlerimde gitgide büyürdü mesafeler
Bütün teselliler uzaklarda kalırdı
Bütün çiçekleriyle solardı bahçeler

Ne olurdu saadetlerin en büyüğü
İşte ellerimde al, diyebilseydim
Anlardın ve hiç gitmezdin, değil mi?
Bir gün duyduğum gibi kal diyebilseydim.

esinti61_54


YILLAR SONRA

Gün olurda aklına gelirsem eğer
Resimlerime bak gözlerime dol
Biten ümitlerimi bana geri ver
Yıllar sonra yine bana aşık ol

Hatırla kalbinin yabancısını
Bendeki hasretin sende duy acısını
Sende öğren bir gün ağlamasını
Yine yıllar sonra acılarınla bana aşık ol



Kararır gökyüzü ansızın,
Çarpar bulutlar kahrederek,
Ve bir ateş yanar...
Bulutlar yanar,
Yürek yanar.
Sonra tek tek düşer damlalar,
Toprak kokar,
Yağmur kokar.
Bir ateş yanar rüzgârında,
Bin ateş söner.

Ben yağmurum

gününe ve gecene yağan.
Kararırsa bulutların ansızın,
Ve şimşekler çakarsa özünde,
Bak gözündeyim.

Önce tek tek,
Sonra sel olurum göğsüne...
Aydınlanırsa yüreğin,
Güneşler açarsa yüzünde,
Neşeyim şimdi özünde.
Yürürken bahtının yollarında
Yalnız ve dalgın,
Ve görürsen açmış
Bir dal çiğdem

Üzerinde çiğ damlası.

O, benim.

Sabahları dağılırken bulutlar
Yürüyorsan sokaklarda
Düşünüyorsan
nisan yağmurlarını
Havayı kokla
O, benim.

Ararsa ellerin ellerimi
gözlerinde yağmurlar,
Üzülme.
Yum gözlerini usuldan.
Bak yüreğindeyim.

Estirme hüzün rüzgârlarını
Kov sahilinden deli dalgaları
Sakin serin pınarlarda çağlar damlalarım.
Dağlardan esen meltemlerde,
Akan çeşmende benim.
Yıka yüreğini temiz sularımda,
Gönlünde melankoli kalmasın
Şifalıdır damlalarım,
Ben yağmurum,
Yağmur;
Benim...
Çiğdem Altınöz

GİTTİN

Gittin...
Ben, arkandan sadece baktım.
Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki...
"Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.
Gidersen sönecek içimdeki ateş
ve bir daha hiç kimse yakamayacak.
Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi
O karanlıkta yolumu kaybedeceğim" diyecektim sana.
Konuşamadım...

Gittin...
Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım
Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu
bacağımı bu kadar acı duymazdım.
Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.
Ağlayamadım...

Gittin...
Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa
Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek,
tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı.
Anlatamadım...

Gittin...
Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden
Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten?
Ürperdin yine biliyorum.
Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini
Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.
Tutamadım.

Gittin...
Bir yıkım gibiydi gidişin
Sen adım adım uzaklaşırken benden
Çöküp kaldı bedenim olduğu yere
Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti
Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.
Kalkamadım...

Gittin...
Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum
Hazırdım gidişine,
Kaçak zamanları yaşıyorduk
Zaman bitecek ve sen gidecektin
Bense, gidişinin ertesi günü
Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.
Başlayamadım...

Gittin...
Bir şey söyledin mi giderken?
"Kal" dememi istedin mi?
Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi?
"Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi?
Beynim öylesine uğulduyorduki.
Duyamadım...

Gittin...
Nereye gittiğin önemli değildi
Binlerce kilometre uzakta da olsan,
iki metre ötemde de farketmiyordu.
Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.
Kurtulmalıydım senden,
bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.
Kurtulamadım...

Gittin...
Unutulanların arasına katılmalıydım
Anıları bir sandığa koyup
hayatı bir yerinden yakalamalıydım.
Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim.
Yapamadım...

Gittin...
Bir okyanusun ortasında
tek küreği kaybolmuş sandalda
Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi.
Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni,
Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde,
Bil ki; seni Unutamadım...


Mehmet Coşkundeniz



Günaydın gelincik, nasılsın?
Neden boynun bükük yaprakların sarı
Seni vuran yağmur mu yoksa soğuk mu?
Yoksa toprakların mı kurak
Ya da adını bilmediğin diyarlardan
Hüzün mü saldılar damarlarına?
Ağlama be gelincik
Kanatma yüreğimi
Ben, sonbaharken yeterince yağıyorum
Sen bari gökyüzüme umut ol.
Yapraklarına can gelsin
Hayatımıza neşe
Ben sonbaharken,
Sen hep o narin gelincik kal
Yapraklarında gülücük,
Mevsiminde hep bahar olsun.

Tunahan Ermihan




Hüzün Önerileri....



gözlerine otağ kurmuş yalnızlık
acının zangocusun-bunalım eğirirsin
geceleri sızım sızım
kapanmaz bir yara gibi geçmişin
kilitlerin anahtarsız
kendinin hücresisin
`keşke` dediğin yerde
yarım kalmış şiirlerin kederi
-gecikmiş nice pişmanlık-
içinde sabaha dek
dört nala uzaklaşan bir atın
dönüşsüz ayak sesleri...
her türkü
kan göleti
söze dökülmeyen habis duygular
kahredici ve derin
birer kesik damar gibi
deneyemediklerin...

anlıların senin
sokak çocukların
cami kapılarına bıraktıkların
dönüp dönüp sarıldıklarım
anlıların ki her biri
baş belan
illetin
yüzsüzün

bir deprem sonrasıdır
yalnızlıktan yıkılır kent
anlarsın
biraz da pişmanlıklardır hüzün...

oysa kepir yüreklere can akıtmışsın
kaç gülşen büyütmüşsün çoraklarında
yeşermesi olmayacak ağaç gibiyken
insan eli değmemiş sancılı gecelerden
çiçek salgınlarıyla ulaşmışsın sabaha

yakılmış bayrakları
asılmış şarkıları
çiçekleri çiğnenmiş
yağmalanmış alanları
kentler geçmiş içinden


unutulmuş bir yerlerde
birileri
görüşmemek üzere
her mevsim yaprak döken
ve yeniden çiçeklenen ağaçlar gibi
nice yol ayrımlarında kalmış
nice insan yüzleri

ne zaman ki dağdelen coşkularla
sürüklenmişsen
yüreğini gül diye sunduğun eller
bozguna uğratmış tomurcuk şiirlerini
acı çalmış baharını yüzünün
gülüşün kırılmış sebiller gibi
sırları dökülmüş bir günün aynasında
birden bire görürsün
biraz da
dinmiş coşkulardır hüzün...

ağladın
hep ağladın
kumdan evler kurmayı
deneyemediğin için

ağladın için için
kurduğun kumdan evleri
gelip yıkınca deniz
ağladın
derya içre balık gibi
deryadan habersiz

bir zamanlar duruydun
arınmış sevgilere gebeydi toprakların
için yırtıldı-dağlandın
ve kirlendi gözlerin
yüz ifaden kavlandı
fason sözcüklerle konuşmağa başladın
buğulandı aynaların
içindeki bataklıkta boğuldun
kendi kendine sürgün
kirli bir suydun

yine cellatlar dolaşıyordu
türküleri talanlanmış alanlarda
madalyonlarının arkasına saklanmış
vampirler kan sarhoşu
sayısız yargısız infaz
faili meçhul
yaşı bilinmeyen bunamış firavunlar
sürdürsün diye saltanatını
sokaklar dolusu yalaka
çanak yalayıcı
kul...

yine de birileri hep oldu
anlaşılmaz ölçüde hain(!)
çelikten onurları
parçalanmış yüzleriyle
güya ibret-i alem için sergilenirken
parçalarken bir tekmede
zulüm esnafının tezgahlarını
-sen ki bütün aynaları buğulu
akvaryumuna aşık
tedirgin su...

gül(üş) ün açmasını insanlık suçu sayıp
ağaçlar yargısız sökülürken
hastane kapılarında
ölüm kuyruklarla
caddeler hınca hınç
hınç
tüm bunların arasında
azat et kendini içindeki kafesten
cellatların uluştuğu bir dünyada
artık sırça saraylar kurma
o saraylar dolusu mutluluklar kurma
eğer ki yüreğinin
haykıracak gücü yoksa
dağ başlarına tırman
yorgun bir kartal gibi mağaralarda yaşa
yüzünü içindeki dipsiz dehlize dön
ve haykır
gözkapaklarının içinde saklanmış onca hüznü
ki yeniden coşkuyla tutuşsun türkün
unutma
biraz da susmaktır hüzün...-

arınıp yeniden insan olmaksa derdin
en mutsuz zamanında sokaklara çık
çaresizliklerden acılar devşir
kimsesiz çocukların bakışlarından umut
var kana nehir nehir
bırak
onca yıl içinde biriken zehir
aksın
unutma
yaşadıkça aldanacaksın
içinde yük olan ne varsa at
kırılmış kanatlarını sağalt
pencereler aç ki zındanlarına
gözlerin ışık açsın
dalların umut
kaldır sınırları
yüreğine çağlayanlar dökülsün
unutma
biraz da
başlamamış coşkulardır hüzün......





adnan durmaz

01 Eylül 2007 Cumartesi


Bir sabah,
Zamanı durdurdun sen...
Ayrılığı ekledin sonbahara
Mevsimin bütün bulutları,
Gözlerimde birikti de
Ben yağamadım bakışlarına...
Söyle!
Hangi güneş
Baharı getirecek şimdi bana?
Kadehimiz ayrılağa kalkmadı ki hiç
Ben nasıl içebilirim yokluğuna...
Belki,
Zamansızdı sevgim
En az gidişin kadar!
Elde değil bu.
Sen hiç eylülde sevip de
Vakitsiz hüzünlere beyaz bayrak salladın mı?
Bilemezsin sevdiğim...
Nasıl da koyuyor adama güzün geri kalanı...
Doğduğum gündeyim şimdi.
Yoksun...
Bir başıma içip,
Kağıda gidişini karaladım...
Hazanda sevmek akıl kârı değilmiş sevgili
Anladım...
Okan Savcı


Günlerdir göremediğim yüzünün
Sıcağını sindiremediğim kucağının
Özlemini duyuyorum anne…

Bir boşlukta gibiyim sensiz
Akıp gidiyor zaman avuçlarımdan
Bendini dinlemez ırmaklar gibi
Durduramıyorum anne…

Düşlerimde görüyorum seni, saçların bulutlar kadar ak,
Gökyüzü kadar sonsuz sevgiler yüreğinde
Şevkatle bakıyor gözlerin, herzamanki gibi
Küçücük bir bebeğim ellerinde anne…

Bu ne sıcak bir kucak!…
Can verdiğin bedeninden bedenime
Tükenmez sevgin, sabrınla, yüreğime
Yüreğinin atışları karışıyor anne…

Şimdi uzaklardayım…
Hangi rüzgâr attı beni gurbet ellere…
Yüreğimdeki evlat sevgisi mi, ne?
Susma! …Ne olur söyle anne…

Sakınırken gözlerdeki nurdan
Bir yarım orda kaldı, bir yarım burda…
Bir soluk kadar yakınımdayken
Daha, daha sarıp da koklayamadım anne…

Yaşamın kuralı mı böyle? …
Kaybetmeden bilinmiyor kıymeti
Koşulsuz sevgi, ilgi nerde?
Bulamadım yerine koyacak birini anne…

Kaç mevsim geçti sensiz.
Boynu bükük çiçeklerin...
Gönül bahçende bensiz
Biliyorum, özlüyorsun sen de, özlüyorsun beni anne…

Zaman nasıl geçiyor, yanındayken bilemedim
Seni ne çok özledim…
Seni ne çok sevdim de söyleyemedim
Söyleyemedim anne…

Her gün bir fırtına esiyor yüreğimde
Çığlık çığlığa kopan
Kuşların kanatlarında türkülerim
Ne olur dinle, dinle anne…

Kimi gün sızı oluyorsun yüreğimde
Kimi gün içime düşen top ateş,
Sanki gökyüzünün bütün bulutları gözlerimde
Sağnak sağnak yağmur oluyorum anne…

Düşününce yaşanmadan geçen günlerimi
Yalnızlık korkutuyor beni…
Sanki ölüm tutmuş eteğimi
Yaşamak istiyorum, yaşamak anne…

Esirgemeyip sevgini, uzat o güzel ellerini
Bir yanımla cocuğum hâlâ, anla!…
Kaybolmadan yaşam labirentinden
Çıkar beni ne olur, çıkar anne…


Leyla Işık

Uzun zamandır hasret kaldıM yüzüne ..Muhtacım inan senin tek bi sözüne..
O kadaR özlediM ki Seni .. Sesini kokunu ellerini sıcaklığını Dünyayı kendisinde toplamış deniz mavisi gözlerini .. Sen gittikteN sonra muhtaç kaldım ellerine .. gözlerine .. Sesine .. Bir tek sözüne .. Öyle isterdiM ki sana olan sensizliğimi senin kollarında gidermeyi .. Öyle isterdim ki Tek bir sözü senin ağzından duymayı .. Öyle isterdim ki “Seni SeviyoruM” demeni ..
Ahh gelmeN için bana .. DönmeN içiN .. Unutmak içiN eski günleri .. Sermez miyim dünyayı ayaklarının altına …YalvarsaM yakarsaM .. Duyar mısın hıçkırıklarımı .. Elimi uzatsaM tekrar tutar mısıN eski günlerdeki gibi .. Sana doya doya Seni SeviyoruM dememe izin verir misiN ? eski günlerdeki gibi .. Seni o kadar özledim ki .. Yine cam kenarındayıM .. Yine bir yıldıza takıldı gözüM .. En parlak ve bana en yakın olan yıldıza .. Her gece penceremden baktığımda hep gökyüzünde olan yıldıza …Ve yine her gece olduğu gibi dilek dilediM yaşlı gözlerimle .. SeniN bana gelmeNi .. Eski günlerdeki gibi olmayı dilediM .. Daha kaç gece dilek tutucam Mavi GözlüM .. Kç gece yalvarıcaM Tanrıya .. Kaç gece daha ıslak gözlerimle penceremin kenarında sabahlıycam .. Kaç gece mavi gözlüM .. Kaç gece ..
Söyle buldun mu aradığın aşkı..Söyle… Hani giderkeN .. Son kez vedalaşırken seninle .. Son kez yaşlı gözlerimle yarı yolda bırakırkeN söylediğiN sözleri hatırladın mı?.. Daha büyük bir aşk arıyoruM demi$tiN .. Senin tahmiN edemiyeceğiN kadar büyük demiştiN..BulduN mu tahmiN edemiyeceğiM kadar büyük aşkı ..
Yoksa yalnız mısın sen yine..BeniM gibi boynu bükük gözü yaşlı tek başına..
Yalnız mısıN sende .. Her gece yıldızlardan dilek diliyor musuN .. Bir kişi için hayatını mahvediyor musuN .. bir yanın eksik mi ?.. AyrılığıN acısını anladıN mı ? .. ÇektiğiM acının çeyreğini yaşadıN mı?
Yine eskisi gibi beraber olsak…Ne olur sanki geçenleri unutsak …Hayat bitse dünya dursa…Ölüm bile olsa biz hiç ayrılmasak..
Eskisi gibi tutşsak elele .. Hissetsem sıcaklığını tenimde .. Geçmişi silsek .. Ne varsa söylenen unutsak her şeyi .. Yeni bir sayfayla başlasak tekrar .. Ve o sayfanın ilk sözü “Seni Seviyorum” olsa … Ne olurdu sanki…Hayat bitene kadar .. Son nefesimizi verirken bile birbirimizin yanında olsak .. O anda bile gözlerimizde aşk aksa..Ölüm bile gelse ruhlarımız hep beraber kalsa ..biz hiç ayrılmasak...
SevMe bEnii

Sevme beni, korkuyorum… Alışık değilim bana dair yazılar yazılmasına… Bugüne kadar hep bendim içini döken beyaz sayfalara başkaları adına… Hep bendim satır satır kanayan…Şimdi senin satır aralarında kendi adımı hecelemek hiç görmemem gereken mavi bir düşü anımsatmakta… Bu düşe dalmak istemiyorum… Çünkü biliyorum, her düş karabasana dönüşmeye mahkum… Biliyorum her düş apansız bir uyanışla son bulmakta… Bu düşe dalmak istemiyorum, bu düşten uyanmak istemediğim için…


Sevme beni, korkuyorum… Bu ruh, bu yürek alışık değil yaralarının sarılmaya çalışılmasına… Ömrümce içimi cam kesikleriyle lime lime edenlere koştum ben… Benden beni çalıp geri vermeyenlere uzandı ellerim yıllarca… Hep bekleyendim, hiç olmadı bekleyenim… Şimdi ne olursa olsun bekleyenim olacaksın biliyorum ama inanamıyorum… Bilip de inanmamanın nasıl olduğunu sorma bana… Yine, ben anlatmasam da beni anlamana sığınıyorum…


Sevme beni, korkuyorum… O kadar uzun zaman beklentisiz, karşılıksız sevdim ki insanları ve o kadar uzun zaman beklentisiz, karşılıksız sevilmeyi bekledim ki, artık yitirdim inancımı… Artık onlardan biri olmak için kendime rağmen kendimle cebelleşirken çıktın karşıma… Sevme beni, kendime geri dönmemeliyim…


Sevme beni, korkuyorum… Korkumdan yazmadım sana bunca zaman… Korkumdan içimdesin… Ben’li cümleler olmasın satırlarında….Okuyunca içim içime sığmıyor… Yansımamı sende görmek yüreğimi yakıyor… Sen yazdıkça, çok eskide kalan bir masal belli belirsiz benliğime süzülüyor…


Sevme beni, korkuyorum… Şimdi zamansızlıklarımda boğuluyorum… Gereksiz meşguliyetler yarattım dünyevi istekler adına… Kaçışımı kolaylaştırsın diye önemli insan rollerine büründüm ahmakça… Kendimi kandırıp, kendimden kaçıp kaybolmanın, yok olmanın, hiç olmanın derdindeyim… “Ben” olarak tutunamıyorum… Sevme beni, korkuyorum…
Sevme beni, “Beni sevme” derken içimi parçalıyorum, içime kanıyorum… Sevme beni, hak etmiyorum…
Sevme beni, seni seviyorum......

Yokluğun cehennemin öbür adıdır...



Sevmek ölümüne, delice... Bendim uğrunda herşeyimi feda edebilicek olan... Gözlerimi kör etmişti bu aşk, senin kalbimi ne kadar hor kullandığını göz göre göre farkedememişim ne yazık ki...!

Belkide aptallıktı benim ki... Birine kısa sürede bu derece güvenip sırtını dayayabilmek ve ondan hiç şüphe etmemek...!!! Hep benimsin sanmıştım, hep o pamuk eller benim, bu hayat sadece ikimizin...!!!

O kadar uzun sürmedi yanılmışlığımı anlamam... Yalanlarına ibadet etmeye devam ettim ta ki seni ellerle görene kadar... herşeyimdin benim, hatırlar mısın sana 'KALP ATIŞIM' derdim...

Acının hasını yaşattın sen bana... belki bi bakımada ii oldu biliyor musun?

Büyüttü senin aşkının acısı beni... bu kadar güveniyorken sana sırtımdan vurman bidaha kimseye güvenemememe neden oldu! Şimdi daha bi dirençliyim acıya... Gamsız diyorlar artık bana, ağlamıyorum gözlerinin önünde gözyaşı akıtmıyorum diye... bilmiyorlar, anlamıyorlar... anlamıyacaklarda... ben yoruldum, utandım artık senin iki kuruşluk aşkın için milletin bana acımasından... benim ağrımda, acımda İÇİMDE bundan böle...

Hani derdim ya sana 'KALP ATIŞIM' diye... İşte bir zamanlar kalp atışımdın ama artık 'KALP AĞRIMDAN' başka hiçbirşeyim değilsin...!!!


bunları yaşadım sende lanet okumak yerine canın sağolsun diyorum ama her dogan güneşle yeniden ölüyorum sensizlikte...

Başucumda bu imkansız sevdanın sevapları dururken ben seni ? günahlarınla ? aldattım sevgili. Yokluğunda kanarken tövbesi yarım kalmış günahlarınla seviştim yalnızlığının buz tutmuş yatağında. Her gece bedenimi ateşlere serip günahlarınla seviştim kan ter içinde. Közlenmiş bedenimle, terkedilmiş yüreğimle tövbesi oldum en masum günahlarının. Seni sensizlikte ? senin ? günahlarınla ? aldattım sevgili?Sen benden uzaklarda iken bensiz zamanlarda işleyeceğin her günaha bedenimle kefil oldum. Körpe ve filizlenmemiş acılarını satın aldım ömür defterinden. Evet, tüm günahlarını ve bensiz yaşayacağın tüm acılarını satın aldım sevgili karşılığını ? yüreğimle " ödeyerek.

"Varlığın acı veriyor olsaydı bana;
Seni ölüme sevmez,
Gelmeyeceğini bile seni beklemezdim hala.
Ben sensizlikte bile "seni yaşıyorum" sevgili... ?


Mevsim, sonbahara akarken ben de sana geliyorum. Elimde yokluğun yüreğimde suskunluğunla sana geliyorum sevgili. Ilık bir Eylül gecesi kentin yorgun kaldırımlarında tanıdık kelimeler arıyorum sevdana dair. Sana dair tek bir kelime yeterdi bana. Tek bir nefes bile gülümsemem için yeterdi bana..Sensizlikte kanarken sol yanım, ben hep seni düşledim zembereği kırılmış zamanın avuçlarında. Seni aradım güneşin sıcak alnında, senin ellerini aradım yağmurun ıslak dualarında.

Sana gelirken toprak yağmur kokuyordu sokaklar ise yalnızlık... Sana çıkan tüm yollar arsız dikenlerle süslenmişti sanki. Ayaklarım kan revan..Bir yanım uçurum bir yanım sensizlik ama her şeye inat sana geliyorum. Hava puslu, etraf ise sensizlik .. Dikenlere aldırmadan yalınayak yürüdüm gecenin dar sokaklarında. Yüreğimle ezdim tüm engelleri, ayaklarımla öptüm yollarındaki ikiyüzlü dikenleri. Her şeye inat sana geliyorum bir elimde mevsimlerin koynundan çaldığım ılık bahar bir elimde bulutların saçlarından arakladığım rüzgar ile .. Bir ömür uzaktan sana geliyorum bir elimde bir avuç gülüş karakışlarda güneş bil diye bir elimde bir yudum umut zifiri karanlıklarda aydınlığa sımsıkı tutun diye. Sana geliyorum sevgili....

Unutmadan sevgili; gittin diye meteliksiz bir intiharın ayakuçlarına boynunu büken bir kukla olmadım hiçbir zaman. Gittiğin gün kansız ve acımasız bir ihtilalin demir kelepçeli zamanlarından kaçıp sen diye ipsiz uçurumlara sığındım. Yokluğunda kimi zaman bir çocuk gibi koynunda ağladım kimi zaman kirpiklerinden ıslak yağmurlara kaçtım. Sensizlikte her gece arsız fırtınalarına göğüs gerdim ve esrarkeş yangınları sen diye koynuma alıp yüreğimde közledim yalnızlığının ıslak çığlıklarını. Evet gittiğin gün sen kokan kelimelerim çıplak kaldı dudaklarımda. Yüreğim gözyaşına asılı kaldı gözkapaklarımda. Ama hiçbir zaman boynumu bükmedim yokluğuna. Pes etmedim sensizlikte kıyılarıma vuran hasret dalgalarına. Direndim, savaştım yalnızlığınla. Kan revan içinde kalsam da, bilmediğim fırtınalarda sensiz savaşsam da ben hiçbir zaman ? yalnızlığına ? yenilmedim sevgili....

Gittiğin günden beri tek bir kelime konuşmadık seninle. Giderken seninle gitti taze baharlarım. Yetim kaldım mevsimlerin koynunda. Gözlerindeki sıcaklığı aradım güneşin sınırsız coğrafyasında. Seni sordum memleketimden göçen turnalara. Ama bulamadım seni. Yüreğimin derinliklerinde. kaybetmiştim seni. Aldığım nefeste, hayata bıraktığım her gülüşte seni aradım. Bulamadım işte. Ucube binaların nemli duvarlarına dayanıp sana ağladım. Dudaklarımı kapatıp kelimelerimle yalnızlığına ağladım. Ama hiçbir zaman ne kadere ne de sana isyan ettim. Gittin diye hiçbir zaman suçlamadım seni. Varlığına küfürler edip arkandan beddualar savurmadım hiçbir zaman. Gitmiştin beni ? sensiz ? bırakarak. Gitmiştin aramızda yaşananları bir kibritle zamansız yakarak. Ama gittin diye hiçbir zaman unutmadım seni. Yokluğuna inat yaşattım seni. Gittin diye bir ikindi vakti kefensiz satırlara gömmedim seni. Varlığın bana hiçbir zaman acı vermedi ki ben seni gidişinle suskunluğuna gömeyim sevgili?Seni ? sen ? diye sevdim ben. Varlığına inat yokluğunda bile sevdim seni. Sana duyduğum sevgim bir günlük olsaydı eğer; seni ? sensizlikte ? bile yaşatmazdım sevgili. Seni hiçbir zaman ? acılarımın metresi ? diye sevmedim ki ben. Ben yüreğindeki sıcaklığı, tenindeki saklı baharları ve gözlerindeki ıslak gözyaşları sevdim. Seni hep " aldığım nefes " bildim. Yüreğime dokunduğun için, yarım bir adamı sevginle tamamladığın için sevdim seni...

Satırlarıma sonvermeden bilmen gereken bazı şeyler var sevdiğim. İyi dinle beni sevgili. Cümlelere değil kelimelere örülmüş anlamları iyi algıla sevgili.. Yokluğunda seni aradım yorgun gecenin gri sabahlarında. Yalnızlığında kanattım fakir kelimelerimi. Dilimde birikmiş ve bir kaç cümleyi geçmeyen itirafım var sana canım. İyi dinle beni şimdi. Sensizlikte ? seni aldattım sevgili ?. Yanlış duymadın sevgili. Açık açık utanmadan sıkılmadan seni aldattığımı söylüyorum sevgili. Sensizliğin soğuk gecelerinde seni aldattım. Hem de defalarca? Başucumda bu imkansız sevdanın sevapları dururken ben seni ? günahlarınla ? aldattım sevgili. Yokluğunda kanarken tövbesi yarım kalmış günahlarınla seviştim yalnızlığının buz tutmuş yatağında. Her gece bedenimi ateşlere serip günahlarınla seviştim kan ter içinde. Közlenmiş bedenimle, terkedilmiş yüreğimle tövbesi oldum en masum günahlarının. Seni sensizlikte ? senin günahlarınla ? aldattım sevgili?Sen benden uzaklarda iken bensiz zamanlarda işleyeceğin her günaha bedenimle kefil oldum. Körpe ve filizlenmemiş acılarını satın aldım ömür defterinden. Evet, tüm günahlarını ve bensiz yaşayacağın tüm acılarını satın aldım karşılığını ? yüreğimle ? ödeyerek.

Sen bu satırları benden uzaklarda okurken ben bir kelebek edasıyla baharın ince dallarından binlerce çiçeği yüreğimin eteklerine topluyor olacağım. Bir gün Cennetin taze baharlarında buluştuğumuzda giyineceğin ? beyaz duvağı ? süslemek için en parlak yıldızları çalacağım gecenin kirpiklerinden. Sen benden ? bir ömür ? uzaklıkta yaşarken sensizlikte bile sen varmışçasına sevdana nefes alıyor olacağım. Her gece günahlarınla sevişip güneşle beraber perdelerine gelip yüzüne ilk gülümseyen ben olacağım sevgili... Sen beni unutsan da ben seni yüreğimde yaşatacağım. Uzaklarda bir yerde yaşıyor ve nefes alıyor olmanı en büyük mutluluğum bilip acılarına delicesine yanacağım. Közlenmiş yüreğimle bir sonbahar gecesi ıslak saçlarına yağacağım avuçlarımda güller ile. Gözbebeklerinden yuvarlanıp ayakuçlarına serileceğim. Gülüşlerini nefesim bilip ? sensizlikte ? bile sana yaşıyor olacağım sevgili. Adını yüreğime vurulmuş bir mühür bilip dudaklarında anılan dua olarak hep seninle nefes alacağım sevgili..

? Sen bana ? bir ömür ? uzakken ben sana bir nefes kadar yakınım sevgili.
Gelmeyeceğini bile bile ben hala seviyorum seni. ?

Gün gelecek,
Adımı unutmak zorunda kalacaksın
Puslu gecenin yorgun sabahında.
Bir kibrit çakıp yaşananlara,
Tek tek yakacasın benli hatıraları
Ömür defterinin en masum günahında.

Duvarlarında asılı takvimlerden düşen
Bir gün gibi,
Ağladığında yüreğine gömülen
Bir hüzün gibi
Yavaş yavaş eriyeceğim dudaklarında.
Ama ben sana inat,
Yokluğuna inat,
Bedenimle közleneceğim günahlarında.

Seni benden alan kadere,
Tek bir kelime etmeden
Seni içimde yaşatacağım.
Çünkü ben senin;
? Bedelini yüreğimle ödediğim
En masum günahındım?.?

Aslında yazması söylemekten çok daha kolaydır herzaman.
Çoğu zaman telaffuz etmeye dahi çekinirsin ama birgün gelir kullanmak zorunda kalırsın.

Aslında nekadar da istesen dilin varmaz söyleyemezsin, kırmaktan mı korkarsın
karşındakini yoksa suçluluk duygusumu sarar içini bilinmez ama nedense hep
imalarla gereksiz kelimelerle kamufle edersin, konuyu uzattıkça uzatır
paragraflar yaratırsın yüzlerce kelimelik ama o 3 hece 7 harfi yine de söyleyemezsin.

Sen konuştukça, karşındaki anlar senin ne demek istediğini, gözlerinin içine bakmak
ister yakalayabilmek için gerçeği oysa sen kaçırırsın gözlerini suçluymuş gibi.
Sebeplerin bahanelerin arkası kesilmez sıraladıkça sıralanırlar ama
sen yine de toplayıp da cesaretini söyleyemezsin o 3 hece 7 harfi.

Nihayet tükenince kelimeler araya korkunç bir sessizlik girer.
Ne sen konuşabilirsin ne de o.Kaçınılmaza doğru sürüklenirsiniz birlikte.

Dakikalarca süren o sessizliği bozar nihayet karşındaki
‘Ayrılmak istiyorsun yani?’ der sessizce gözlerine bakarak
ve sen derin bir nefes alarak evet diyebilirsin sadece.

Üstünden kalkan yükün hafiflettiği bedeninle koşar adım karışırsın hayata,
‘O’ ise kalmıştır bir başına ‘Ayrılık’ la...


Öldürecektim seni bende

kendimde o gücü bulabilseydim eğer...
Sindiremeyecektim senden kalanları benden uzak mezarlara koymaya!!!

Diyar diyar dolaşıp yine içime gömecektim seni en sonunda...
”Ben demiştim” diyenlere, üzüntümü belli etmemek için kuşandığım

mekanik tebessümlerimin ardındaki yaşlarla sulayacaktım taze mezar toprağına ektiğim çiçekleri...

Ama ben seni içimde öldürmeye kıyamadım....




Başarabilseydim incitecektim seni...

incinmişliğimin verdiği cahil cesaretle...
Ne var ne yok sayıp dökecektim karşına geçip...

Kendimi hayrete düşürürcesine birer tokat gibi vuracaktım hiç kullanmadığım o ağır lafları...


Kıracaktım seni binbir parçaya ayırana kadar...

Duvardan duvara fırlatacaktım sevgi diye önüme sunduğun hastalıklı duygularını...

Ama ben seni incitmeye de kıyamadım...




Elimden gelseydi unutacaktım seni...
Gözlerimden silecektim hayalini ve dilimden adını...

Duman duman atacaktım seni bu şehirdeki tüm bacalardan;

ama soluduğum havaya karışıp yine dolacaktın ciğerlerime...
Onlarca damla döküp göz pınarlarımdan akıtacaktım seni sevgimin atığı diye

ama ıslaklığın kalacaktı elmacık kemiklerimde...
Bu kez de tenimin tuzuna karışacaktın...

“Sözümü tutacağım ,adını anmayacağım”nağmelerini dinleyip neyi unutacağımı unutacaktım seni unutayım derken...

Zaten ben seni unutmaya da kıyamadım...




Ne kadar çabuk geldi ayrılık...

Oysa daha yeni başlamıştık birbirimize ayak uydurmaya,

daha doğrusu ayak uyduramamaya...

Nedensizliklerin iç çekişlerini dinlerken vedalar bozdu suskunluğumuzu...

Bana mıydı kızgınlığın yoksa kendine mi anlamadım...

Kaçar gibi veda ettin...
Oysa ben seni sevmelere doyamadım!!!

Öldürecektim seni...
İncitecektim seni...
Unutacaktım seni....


Ama lanet olsun!!!

kı-ya-ma-dım!!!


Oysa ben seni sevmelere doyamadım!!!



''...yalnızlığın gövdesinde en çok parçalanmış 'o' parça,suskun bir hecede takılı(kala)kalmış olsa da apansızlık ;yüzünden ilmek ilmek geçirdiğim haykırışlar,ne kadar azalırsa o kadar çok artan...''

Çırpınışların masum ellerine,lirik bir şiirin teninde yazılmış...''Bir'' benden başka,hiç kimsenin okumayı beceremeyeceği bir lisan hüzmesinde...Zamanın ve mekanın nice zarflarını hatırlayamadığım fakat sadece ikimizin sahip olduğu bir evrenden yaratılmış,lavanta kokulu bir alfabede...
Ve...
''Yürek Dili''nde...

sen varken,gücüm olurdu,zaman akmadan dururdu,hatırlasana(!)...

Bildiğini,adımla ''bir'' biliyorum...Biz'den geriye kalan ve payımıza sözüm ona düşen birer adet yalnızlık değil(di)...Yalnızlık;seni ilk gördüğüm an'da da yanıbaşımdaydı,gözlerinin ellerinden sıkıca tutmaktan vazgeçtiğim an'da da...

Yalnızlık;ne ben'den bir avuç eksik(ti),ne de sen'den bir avuç fazla...Kıvamı Tanrısal bir gücün kusursuz ellerinden çıkma...Aynadaki suretimin,ruhumun aslına kadar uzanmış her bir arşınında...

hani aşk seni yormuştu,yolun sonuna koymuştu,dokunma bana(!)...

Vaad edilmemiş,kuraklığına çoraklanmış,sinsice,her bir metre kareme bulaşan hastalıklı bir toprak parçası var içimde...Yaşam(ak)ları teker teker takvim sayfalarında doldurduğum...''Yağmur''un ağlamaktan vazgeçmişlik kokularını sürmüş bir buhran...Kendi tenhalığı içinde kıvranan...

şimdi,eskiye döner mi,dönse de buna değer mi,cevaplasana(!)...

Zamanın asla doymak bilmeyen,cani miğdesinde öğütülmüş ve dumanına dağılmış hayat(lar)...Bir film afişinin;son satırlarına düşmüş başrol oyuncuları...

''Önce bir 'sen' ve sonra bir 'ben'...''

insan aynı durur mu,ayrılık kolay oyun mu,dokunma bana(!)...

Acımtrak bir gecenin koynundan,boynuma sarılmış kördüğüm(ler)...Lacivert bir hüznü,fondip yapmış ve dolmuş ve boşalmış ve bir kez daha boşalmaya dolmuş sarhoş kadehler...

''Gitsem,geri dönüş yasaklısı,kalsam 'aşk'a firari giyinmiş müebbet zanlısı...''

artık ben vazgeçtim,(yalnızlığı) seçtim,herşey bitti,anlasana(!)...

Bazı artık sabahların,en nef(es) alınılası sebepsizliklerinde,ayrılığı ''ortak bölen'' saymış yazgıların,aynı bedende hecelenmiş heceleri...
Ve...
Hep ''o'' son'a lal olmuş sevgilileri...
Çıkardım yüreğimden ''o''na dair dikilmiş en şeffaf kıyafetleri...
Ve...
Tek celsede kırdım bedelsizce hükmedilmiş ruhların boynu bükük kalemlerini...

...dokunma bana(!)
''aşk''
bir kez daha
dokunma bana!!!...


Gitme,
Gitme ölürüm…
Güneşim batar, gecelerim uzar;
Seni arar ellerim,
Seni bekler bedenim,
Gitme,
Gitme ölürüm…

Gözlerim dalar uzaklara,
Ne elim kalkar,
Ne kolum,
Seni bekler çaresiz bedenim,
Yokluğuna sarılır,
Sensizliğe küfrederim,
Kızma seni bu kadar sevdiğe,
Sevda nedir bilmezmiş meğer yüreğim,
Beklemenin acısını hiç çekmemişim meğer…

Sana benzer her gölge,
Her sesi sana yorarım,
Buğulanan gözlerimi bile silemem,
Yokluğunu unutturmasın diye…
Gitme,
Gitme meleğim,
Sensizliği çoktan unuttu yüreğim,
Yalnızlık alışılır sorun sensiz günlerim.

Gitme,
Gitme meleğim,
Bir nefesi sensiz almaya,
Bir güne sensiz gözümü açmaya,
Dayanamam,
Sen gitme meleğim,
Ben sensiz yaşayamam…



Hüzünler...
Düşüncelerimin en ağır yolculuğu onlar..

"Hep hakim olurlar bedenime*yüreğimin en can alıcı noktasına yerleşirler..
Zarar verirler düşlerime*umularında bile olmaz..
Sadece sıcak nefesini solurlar yüzüme bencilce.."

Hüzünler...
Linç ediyor yüreğimi konuştukça..
Konuştukça*düşlerim karanlıkta yüzer usulca...

Susacaksın...
Yutkunacaksın...
Ama konuşmayacaksın…

"Seni ve beni düşlerin ipine asıyorum..
Düş’üp kırılacaksa eğer*bu uğurda kırılıp parçalansın her şey …
Şunu bil artık..Konuşamıyorum hüznümün karşısında..
Gözlerimde maziye çalan yaşlar birikti..
Bu nem yavaş yavaş çürütüyor seni ve beni.."

Sana bir kelime daha sunamıyorum..
Boğazıma ilmek ilmek dokunan hep aynı his*
aynı hüznün siması ve aynı hüznün bitik yüzü..
Bırak artık..
Bırak ki!
Hüznün girdabında esir kalsın yüreğim ..


Suskunluğumu kusmak istiyorum ..
Haykırırcasına bir suskunluk içimdeki..
Bağırdıkça ses çıkmıyor*ses çıkmadıkça bağırıyorum..
Gözlerimden birkaç damla daha düşüyor..
Düşüyor...
Düştükçe ölüyor..
Cesetleri ise hala sıcak koynumda..
Baksana..
Dokunsana..
Yeter artık*yeter...!
Konuşsana

KADER DİYELIM...


Her şeyin sebebi kendimiz olsak da
Kendimize iyi kötü yer bulsak da
Umut çemberinde oyuncak olsak da
Bırakın kader diyelim

Ömrümüz boyu ağlasak ya da gülsek de
Gül görmeyip dikene muhtaç kalsak da
İki damla yaşta teselli bulsak da
Bırakın kader diyelim

Serseri rüzgarın elinde uçsak da
Gök gibi gürleyip güneş gibi ışısak da
Derin sulara gömülüp kaybolsak da
Bırakın kader diyelim

Konuşmak isterken sus sesi duysam da
Çevredekilerin söylediğine göre davransam da
Derdimi sadece kalemle kağıda anlatsam da
Bırakın kader diyelim

Bağırmak isterken sesim çıkmasa da
Etraftaki güzelliği görmeden mahrum olsam da
Doğru sözlerime kimseleri inandıramasam da
Bırakın kader diyelim

Yol ayrımına gelince şaşırıp kalsam da
İyi ile kötüyü bilip söyleyemesem de
En yakın dostuma bile güvenemesem de
Bırakın kader diyelim

Soru sorup cevabını alamasam da
Sessiz kaldığım için itibar görmesem de
Yalan dünyaya böyle gelip böyle gitsem de
Bırakın kader diyelim

ALINTI


Yüreğine Adı'mı Astım...

Çağır beni, çağırda büyüsün içimde biriktirdiğim bütün yalnızlıklarım!

Adım adım büyür yalnızlık, yürüdükçe devasallaşır kimsesizlik!

Dur!Ne olur Sende gitme!
Yalnızlığın üzerime yüklediği bu sessizlik artık beni boğuyor.

Buradayım baksana karanlığın tam ortasında.

N'olur artık gitme. Sana çok ihtiyacım var.

Kurtulmak istiyorum ama koşamıyorum.Çaresizlik öyle bir bulaşmışki bu sokaklara takılıp düşüyorum.

Off.. bu kadar mı zor sen, bu kadar mı zor sensizlik!! Canım o kadar çok acıyor ki.. Artık bağırmak istiyorum sesimin yettiğince.
Bağıra bağıra ağlamak ve haykırmak istiyorum "Anla artık anla!! seni seviyorum" diye.

Ama olmuyor işte. Ve yine o şarkı başlıyor bir uğultu misali;

"gitme nolur gitme itirazlar elimde değil
yalnızım yalnızız yalnızlıklar elimde değil
düşerken son birkez yalana benimsin benim
yalansan yalanı severim elimde değil.."


Biliyormusun.....

"Seyirci kaldıysam bu yürek yangınlarına..Her yıla bir nefes tutar oldum..
Arta kalan küllerden..Kurşuni sevdalara bir adım var..

Lakin..

Yüreğime adım geçmiyor..

Ömür defterimden hüzün yapraklarını yırttım..


Ama..

Yüreğine adı'mı astım.."

alinti


Bana diyorsun ki
Nasıl bir martı yavrusunu severse
Bana diyorsun ki
Nasıl bir midye incisini gizlerse
Bana diyorsun ki
Nasıl bir arı peteğini örerse
İşte öyle büyüyorsun içimde

Sevgi yetmez Sevgi yetmez
Sevgine saygın yoksa
Sevgi yetmez Sevgi yetmez
Sorumluluğun yoksa
Sevgi yetmez Sevgi yetmez
Arada eller varsa
Sevgi yetmez Sevgi yetmez
Yarından ümit yoksa...

Bense diyorum ki
Bahçende güller baktıkça güzelleşir
Bense diyorum ki
Aşk engelleri aştıkça değerlenir

Bense diyorum ki
Güneş yağmurlar topraktan güllerin
Saygı sorumluluk sadakat sevginindir


İlhan İrem
Sevgili,
yine bahar gelip vurdu kapımızı
ben ki yaktım bütün anılarımı
bölüştürdüm bütün şiirlerimi kayıp çocuklara
film bitmedi, son yazmadı henüz
takılıp kaldım yıllar öncesinin eylüle çalan bir yazında
hiçbir cemre dokunmadı bana
ısıtmadı yaz güneşleri
durup durup kendimi yaktım yıllar boyu
onun için biraz is kokar libasım
onun için dağınıktır biraz saçlarım
ben ki bir dolu damıtılmış hüzündüm
korkardım bahara dokunmaktan, ola ki solardı yüzü
korkardım eylülleri azgınlaştıran
baharı tutuşturan adam olmaktan
Sevgili,
her gece bir züleyha düşü görüyorum sen gibi
düşüyorum içimin kuyularına durmadan
yarım yamalak bir senaryo oysa her şey
uyanıyorum ki çoktan silinmiş bütün repliklerim
budur ürkmüşlüğüm, budur gizlenmişliğim
sabrım beni ancak buraya kadar getirdi
yoruldum artık Sevgili
yoruldum karanfillere kan vermekten
anlayamadım bir türlü
neden eylül hep onbir doğurur
ve neden aşkın çocukları yoktur
oysa Sevgili
bir eylül günü saklandığım hayattan
çıkıp gelmek isterdim şimdi sana
birikmiş bütün baharlarımı adayarak
koşarak doru taylar gibi, yalınayak
çatlasın isterdim damarlarım
çatlasın
ve damarımda akan hüzün bu aşka karışmasın

Muhammed Varol Öztürk

Yorum:Mehmet Batar
Olur ya,bir gün beni hatırlarsan,
Seni ne çok sevdiğimi hatırla.
Belki de sevgilerin en safıyla nasıl inandıgımı
Ve yüreğimde sevdanı taşıdıgımı hatırla.
Günler,geceler,aylar boyu,
Sevdamın her satırında,
Her dizesinde,
Sana yandıgımı hatırla.
Bazen çaresizlik,baglarmış insanı,
Ümitsizlik içinde,
Sımsıkı sarıldıgımı hatırla.

Olur ya,bir gün beni anarsan,
Bir filim şeridinde,
Ya da kulagına degen bir müziğin namesin de
Özlem dolu günlerimi hatırla,
Bir adımda sana koşmak varken,
Gözyaşlarımda,çırpınarak nasıl boguldugumu
Ve sana nasıl inandıgımı hatırla.
Geceler boyu,
Sıcaklıgını yaşayamamış olmamın
Ve özlemlerin en acımasızına
Nasıl kahroldugumu hatırla

Olur ya bir gün beni hatırlarsan
En içli şarkılarda çıkıp gelirsem aklına birden
Hüzün bulutları çökerse yanı başına
Ve bir iç sızısı hissedersen yüreğinde
Beni hatırla.
Biz baharı kucaklayamadık sevdiğim
Sevdasıyla kucaklaşanları gördüğünde
Beni sakın,sakın unutma.
Kördüğümler bogazımda,
Katlanmak zor bu gamlı yazgıma,
Bin dualar benden artık sana.
Beni unutma,

Dalından düşen bir yaprak ya da gözyaşında
Seni çok seviyorum
Sakın beni unutma
Ben bıraktıgın yerde
Yüreğindeyim.
Ayşe Manav
Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili
O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır.
Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur.
Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar
Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler
Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş,
Anneler ve Korkular Yoktur
Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili.
İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur,
Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir
Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur
Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur
Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında.
Hindistanda Ganj Nehrinin Yakılan
Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır,
Yitirdikleri de
New Yorkta, Bir Sokakta,
Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının
Çıplak Yalnızlığı da
Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki,
Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık İçindedir Yine de
Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da İlgisi Yoktur Sevgili,
Kanımıza Karışan İlkel Acı, O Yaban Ağrıyla
Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır,
İnan
Kim Demiştir Hatırlamıyorum,
Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye.
Belki de Bu Yüzden İlk Gençliğimde,
O Yoğun Aşık Olduğum Yıllarda,
Gözüme Uyku Girmez, Dudağımda Bir Islıkla
Bütün Gece Şehri, O Karanlık, O Hüzünlü Sokakları Dolaşır,
İnsanları Uykularından Uyandırmak İsterdim.
Uyanıp, İçimde Derin Bir Sızıyla Uyanan
O Derin Sancının Acısına Ortak Olsunlar Diye
Aşk Çok Eski Bir Şeydir Sevgili
Onun İçinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer
Sevdiğimiz İnsanların Çocuklukları da
Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer
Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider,
Hep O İlkel Acıya, O Yaban Ağrıya
İnsan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır
Kimselere Veremez Sevgisini,
Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır
Bazen Denizler Kıyılar Çeker İnsanı.
İnsan Bu Kapılmayı Anlayamaz,
Oysa
Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup
Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu.
Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka İnsanlara
Bir İnsanın Yaptığı Bir Hatanın
Tüm İnsanlara Yayılması Gibi
İşte Şimdi Biz de Sevgili,
Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp,
Soluğu Evlerde Alacağız,
Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi.
Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak,
Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak,
Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu
Birazdan Sabah Olacak
Para, Tarifeler, Beklentiler, Randevular, Taksitler,
İş, Anneler ve Korkular Başlayacak
Bunlar Varsa Bizim İçin Geçerliyse
Aşk Yoktur ve Hiç Olmamıştır Sevgili.
Birbirimizi Kandırmayalım
Hadi Güne Hazırlan,
Yaşadıklarımızı Unutmaya Çalış
Aşk Bize Güvenip Verdiği Büyüsünü,
Sırlarını, Cesaretini, Bilgeliğini ve O İlkel,
O Yaban Ağrısını Geri Alacak
Bunlar Olurken İçimiz Bir an Üşüyecek,
Sonra Geçecek
Hadi, Oyalanma Birazdan Yarın Olacak
AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ - - - -
cezmi ersöz
Buluşmak Üzere
Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım
Can Yücel

Kovdum Kendimi Yüreğinden
Sevdanın denizlerinde rotasız bir gemiydim.
Sana yolculuğa çıkmadan önce,
Bütün aşklarımı, acılarımı, sevinçlerimi bir kenara koyup,
Azıksız birtek yüreğimle baş koymuştum bu yola.
Yolum uzundu, karmaşıktı ve tehlikeliydi...
Tüm bunları biliyor, bile bile lades dercesine
İstiyordum bu sefere çıkmayı...
Ancak ben sana ulaşmaya çalıştıkça sen kaçıyordun.
Senin yanında olmak, sesini duymak için
Sarfettiğim bu çaba öylesine güzeldi ki...
Bir gün ışığın göründü uzaktan, işte ordaydın!
Arkamda bıraktığım bir nokta olarak kalmış
Sen önümde büyüyordun, gülen gözlerinle beni çağırıyordun...
Önce ellerini tuttum, sonra gözlerine daldım...
Senden aşk dilerken, sen gerçekleri sundun önüme...
Sevdalarımı sorguladın, rüyalarımı benden geri aldın.
Bu fırtınalı denizlerde sana duyduğum ihtiyaç,
Senin yüreğimi tokatlayan sevdan beni isyankar etti...
Düşünemiyordum artık, geri dönülmez bir yola girdiğimi biliyor,
Ancak bu yolda her pahasına yürümeye karar vermiştim.
Kırgınlıklarımızla, hasretimizin koynundaki acıyla,
Geceler boyu başbaşa kaldık, sorular sorduk kendimize...
Nereden başlarsak orada bitirdik, bir çıkış yolu bulamadık!
Ve sonunda bu denizin sonu görünmüştü...
Daha karaya ayak basmadan, fırtınalar dalgaları çağırdı kükreyerek...
Gücüm kalmamıştı, bilinmez bir yola doğru gittiğimi biliyordum!
Çaresiz kollarımla birkez daha sana ulaşmayı denedim.
Ancak sen duymuyordun, belki de duymak istemiyordun.
Ancak beni görüyordun.
Çaresizlik denizlerinde kayboldum sonra.
Sana sevgiler getirmiştim oysa.
Bu yaşamdan küçücük umutlar derlemiştim yüreğimde...
Onları büyütmüş sana armağam edecektim, olmadı işte...
Ne kadar istesem de senin o kapalı yüreğine girmeyi beceremedim.
Şiirlerim, sevdalarım ve gecelerimle başbaşa kaldım.
Bir kez daha yenildim aşka... bir kez daha yenildim çok sevmeye...
Şimdilerde gönlümün yelkenlerini toplamaktayım.
Tövbeler ettim, bu denizlere bir daha çıkmamaya...
Bir daha hiçbir yüreğe girmemeye yeminliyim!!..
Seni kendim kovdum, yüreğinden...
Bir daha girmemeye, bir daha sevmemeye söz veriyorum...
Seni sevdiğimi, kurda, kuşa söylüyorum;
Ama asla
Aşk dilemiyorum.

Ben seni …sensiz de sevebiliyorum…
Teninsiz…
Kokunsuz…
Sıcaklığınsız… Tenini ellemesem…
Seni koklamasam…
Sıcaklığını hissetmesem ne olur …?
Ben seni …sensiz de sevebiliyorum…
Gözlerinsiz…
Bedeninsiz…
Ellerinsiz…
Gözlerini görmesem…
Bedenine dokunmasam…
Ellerini tutmasam ne olur…?
Sen zaten bir rüya idin gözüm açıkken gördüğüm…
Bir düş’ tün ki … içinden düştüğüm …
Yanımda olmasan ne olur …?
“Seni istikbal için önce gelmek Cihana...
Ve başkasından almak,sonra geliş müjdeni,
Bir nefes dinlenmeden yıllarca koşmak sana,
Aramak her tarafta,bulamamak asla seni…
Suda,rüzgarda,kuşta senin sedanı duyup,
Seni beyaz çiçekli dallar içinde sanmak;
Vuslatın rüyasını görmek üzere uyuyup,
Hasretin gazabına ermek için uyanmak…
Başka bir şekle koymak her gün güzel yüzünü,
Boyamak gözlerini bir siyah,bir maviye,
Tek seni hayal için süzerek batan günü,
Gece mehtaba dalmak,sende dalmışsın diye…
Sana dinletmek üzere yazıp her gün bir Gazel,
Geçirmek ömrü yalnız sana dair eserle,
Saçlarını çözerek hülya dizinde tel tel,
Bu gün güllerle örmek,yarın menekşelerle…
Tesadüf ümidinin bittiği müthiş anda,
Dudağa kanla çizmek yeniden tebessümü…
Seni istikbal için artık öbür Cihan da,
Dosta el sallar gibi davet etmek Ölüm’ü…”



Kelebekler insandan daha mutlu yaşadı ömrünü
İnsanoğlu ise onlarca yıla sığdıramadığı ömründen mutlu olmayı başaramadı
Doğum ile ölüm arasında sıkıştı kaldı insanoğlunun ruhu ve sonunda ölümün gideceğini bildiği için, hayatını keşmekeş içinde tüketti
Kelebekler ise anladı hayatın değerini
Sadece bir gün yaşadı kelebekler
Kendisini yaratan kudretin sanatının işlediği kanatlarını gün ışığıyla çırpmadan önce, günler boyunca bir koza içinde, karanlığın zulmetine katlandı
Bir kelebeğe dönüşmeden önce, ipek böceği olarak çektiği o zulmetin paha biçilmez hediyesini, ipek kozası olarak bıraktı insanoğluna
İnsanın paha biçemediği ipe, kelebeğin dünyaya geldiği yaşamın rahmi oldu
İnsanın onlarca yıl yaşadığı halde, değerini bilmediği, kısa bulduğu ömre inat, kanatlarındaki Tanrı fırçasından çıkma sanatı gösterdi insanoğluna, kısacık hayatının her anında
Sadece birkaç gün yaşadı kelebekler
Ve aşkın ne demek olduğunu, insandan daha iyi bildiler
Aşkın bir ateş olduğunu, yakıp kül ettiğini anladılar ve ateşe pervane oldular.
Dört kelebeği öyküsüdür;
Dört kelebek ateşin gerçek sırrına ulaşmaya karar verirler
İlk kelebek ateşin uzağından geçip gelir ve şöyle der;
"Ateş aydınlatan bir şeydir."
Bu gerçeğin tam bilgisi değildir
İkinci kelebek ise ateşe biraz daha yaklaşıp döner ve şöyle der;
"Ateş ısıtan bir şeydir."
Bu da gerçeği anlatmak için eksiktir
Üçünü kelebek ateşe iyice yaklaşır, alevler kanatlarına değer geçer ve döndüğünde, "işte ateşin gerçek bilgisi" der, "ateş yakıcı bir şeydir."
Dördüncü kelebek bununla yetinmez.
Ateşin çevresinde döner, dolanır, kavrulur ve birden bire ateşin içine dalarak bir an parladıktan sonra, alevlerin içinde görünmez olur
Ateşin gerçek bilgisini anlayan tek kelebektir o
Ancak bunun artık diğerlerine anlatacak durumda değildir.
Anlatmasına gerek de yoktur
Hiç kimse ateşin ne olduğunu başkasının anlatmasından öğrenemez... Ateşe ancak dokunarak öğrenilir, onun ne olduğu
Hepimiz bu öyküdeki dördüncü kelebek olmayı düşlüyor ama ömrümüzü diğer üç kelebek gibi tamamlıyoruz.
Sadece birkaç gün yaşadı kelebekler
Ömrünce gerçek aşkı bulunamayan insana inat; ateşin aşk olduğunu bilerek ve aşk için yanmayı bilerek...
Buluşmak Üzere
Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım
Can Yücel

Yüreğim ne dediyse onu dinledim ben.
Kimi işaret ettiyse ona yöneldim.
Şimdi sen diyor da başka bir şey demiyor.
Ansızın bastıran bir yağmura hazırlıksız yakalanır ya insan,
işte öyle ıslattı beni aşkın.
Seni bekledim ben.
Yüreğimdeki heyecanı, gözlerimdeki yeşili,
dudaklarımdaki ateşi, ellerimdeki titremeyi,
küçük dokunuşları sana sakladım.

Ne sen beni bilirdin ne ben seni
ama bir yerlerdeydin ve mutlaka gelecektin.
Ve bir gün çıktın karşıma.
İşte o gün sevdaya dair ne kadar tortu varsa içimde eridi gitti.
Çocuk oldum yeniden.
Hani bıraksan yemyeşil bir kırda
bağıra çağıra şarkı söyleyip koşarım.
Seni bulmanın coskusunu hiç bitmeyecek bir enerjiyle yaşarım.
Seninle yep yeni bir hayatın başladığını biliyorum.
O hayatın içinde vazgeçilmez kıldığım tek şey sensin.
Bilirim, bu şarkı korkutur bazen insanı.
Neler oluyor diye sormadan
bir duygu selinin içinde bulursun kendini.
Ama zaten aşk öyle bir şey değil midir?
Sorarsan planlarsan onun adına aşk denir mi?
Bırak kendini, bırak ki aşkın büyüsü sarsın seni.
Kendini o eşsiz duyguların ferahlığına bırak.
Tut elimi birlikte çıkalım bu yolculuğa.
Yarınsız zamanların iki yolcusu olalım.
Kaygısızca yaşayalım aşkı, eriyelim birbirimizde.
Yüreklerimiz birbirimiz için atsın,
soluklarımız birbirine karışsın
Tutkunun alevleri dalga dalga sararken bedenlerimizi.
Gidersen... Gözümdeki son parıltıyı da alır götürürsün.
Bir zemherenin ortasında titrerken bırakırsın beni.
Ama merak etme ayakta kalırım ben.
Tıpkı fırtınaların boynunu eğip yıkamadığı kavak ağaçları gibi.
Senden bana yadigâr kalan her anıyı
bir kez daha bir kez daha yaşarım.
Aşkım da benden yadigar kalır sana...


Gidersen ağlarım,
Yok olur gülünce çıkan gamzelerim
Hüzünlü yıkık halime dönerim,
kaparım gözlerimi,düşleyecek yeni şeyler bulurum,
gidersen ağlarım
göz yaşlarım kalbime kadar iner,
seni orada saklarım damlalarımla beraber,sonra onlar
denize karışır,
ama şimdi,
gidersen ağlarım
şimdi gidersen eğer dönersin diye beklerim hep,
kurak iklimime yağmurlar yağar,
ellerimden kimse tutmaz
anlamsız cümleler kurarım ,sözcüklerimin yarısı sende kalır,
gidersen eğer ruhum buhar olur,
sen gidiyorsun diye ağlarım,
peşimde ki katiller çoğalır,hep kaçarım ben.
Sokak aralarında ,karanlıkta saklanırım,
Sen hiç bilmezsin,
Gittiğin yerde olamam.
Bulutlar kapatır gökyüzünü göremezsin yıldızları
Defterine çizdiğim çiçekler solar ,kalpler kırılır.
Beni bırakırda gidersen eğer,
Ruhum arabesk olur,
Notalar melodiyi terk eder
Benim şarkımı duyamazsın.
Gidersen eğer
Zamanın durur.
Sen gidersen eğer ben beni unutup ağlarım.
sen gidersen ben hep ağlarım
gitme desem de gitmesen !
peşinden gelmek isterim gidersen
ardından bakmaya dayanamaz bu yüreğim
dedim ya sen gidersen ben hep ağlarım !
Bırak git bu yüreği..
Bu yürek seni çoktan terketti..
Şahidimdir sabahı iple çeken gecelerim..
Dudaklarımdan akan sözcükler şahidimdir.. Sen,sensizliği öğrettin bana..
Bense soğuk gecelerde yağan yağmurlarla,
Şiirlerimle eşlik ettim sana..
Şimdi Yokluğun bağrımda yanan bir kor ateş..
Suskunluğun cehennem ateşi kadar sıcak ve yakıcı..
Korkuyorum artık sessizliğinden..
Ama terketmeli
ve
Unutmalıyım seni
Ben,tüm benliğimle..
Gururumu hiçe sayarak..
Tüm yaşanmışlıkların anısına..
Senin yoluna aptalca düştüysem..
Herkesi karşıma birer birer aldıysam..
Ve buna rağmen sesin titremeden..
Bitti ile başlayan son cümleni kurduysan..
Ve bu son sözünün sonuna noktayı koyduysan..
Bırak git bu yüreği
Sana artık bir faydası olmaz..
Artık kendime daha fazla acı çektirmeden..
Seni beklemeden ve düşünmeden..
Yüreğimden çık git istiyorum..
Son gözyaşlarımla seni ıslatarak..
Öylece ,çaresizce seni bırakarak..
Bir kere olsun yüzüne bakmayarak..
Çekip gidiyorum yok olan varlığından..
Şimdi;
Bırak git bu yüreği..
Bu yürek seni çoktan terk etti..
Artık mühürlü bu yürek..
Sensizliğe yemin etti..

Unuttum, nasıldı annemin yüzü
Unuttum, sesi nasıldı annemin.
Gece bir örtü olsun anılardan
Kara yüreğime örtüneyim.

Unuttum, nasıldı annemin gülüşü
Unuttum, nasıldı ağlarken annem.
Yaşam sallasın kollarında beni
Küçücük oğluyum onun ben.

Unuttum, elleri nasıldı annemin
Unuttum, gözleri nasıldı bakarken.
Kuru ot kokusu getirsin rüzgar
Yağmur usulcacık yağarken.

Ataol Behramoğlu